ثلاثة الأصول وأدلتها
هذا الكتاب هو متن صغير أساسي يبين فيه التوحيد والدين والنبوة، يبين هذه المعاني الثلاثة الأساسية المهمة في فهم العقيدة، وفي دراستها دراسة سليمة وصحيحة. وهو كتاب مختصر، لكنه كتاب مبارك؛ لأنه سهل العبارة ومركز وموجه، وليس فيه أي تعقيد أو إشكالات. فالإنسان بمجرد أن يقرأ الكتاب يستطيع أن يفهمه، ويستطيع أن يعرف المعاني المتضمنة فيه. هذا الكتاب قبل أن يبدأ الشيخ في الأصول الثلاثة قدم لذلك بأربعة مسائل، ثم بعد ذلك بثلاثة مسائل أخرى، ثم شرع في الأصول الثلاثة، وهي التي يجب على كل مسلم أن يتعلمها، وهي التي يسأل عنها العبد في قبره: من ربك؟ وما دينك؟ ومن نبيك؟ ألفها رحمه الله للمبتدئين واجتهد في تسهيلها واختصارها حتى خرجت بأحسن حلة وأعظم فائدة؛ يفهم بها الصغير، ولا يستغني عنها الكبير فعم نفعها، وكثر خيرها؛ لعظم قدر موضوعاتها وشرف محتواها.
Üç Temel Esas ve Delilleri
Şeyh Muhammed et-Temîmî -rahimehullah-
Bismillâhirrahmânirrahîm
Bil ki -Allah sana rahmet etsin- üzerimize dört meseleyi öğrenmek gereklidir:
Birincisi: İlimdir; bu da Allah'ı, peygamberini ve İslam dinini delilleriyle bilmektir.
İkincisi: Onunla amel etmektir.
Üçüncüsü: Ona davet etmektir.
Dördüncüsü: Bu uğurda eziyete sabretmektir.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: Bismillâhirrahmânirrahîm (Asra yemin olsun. Şüphesiz insanlık hüsran içindedir. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir). [Asr Suresi: 1-3].
İmam Şâfiî -Allah Teâlâ ona rahmet eylesin- şöyle demiştir: ''Allah, yarattıklarına bu sureden başka bir delil indirmeseydi, bu onlara yeterdi.''
Buhârî -Allah Teâlâ ona rahmet eylesin- şöyle demiştir: ''Bâb: İlim, söz söylemekten ve amel etmekten öncedir; delili ise: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: "Bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur ve kendi günahın için bağışlanma dile..." (Muhammed Suresi: 19). Allah Teâlâ, söz ve amelden önce ilim ile başlamıştır.
Bil ki -Allah sana rahmet etsin-: Her Müslüman erkek ve kadına, bu üç meseleyi öğrenmesi ve onlarla amel etmesi farzdır.
Birincisi: Allah bizi yarattı, rızıklandırdı ve bizi başıboş bırakmadı. Bilakis bize bir rasûl gönderdi. Kim ona itaat ederse Cennet'e girer, kim de ona isyan ederse Cehennem'e girer.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Biz, Firavun’a bir rasûl gönderdiğimiz gibi size de üzerinize şahit olacak bir rasûl gönderdik. Ama Firavun rasûle karşı çıktı, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.) [Müzzemmil Suresi: 15-16].
İkincisi: Allah Teâlâ, ibadetinde kendisine hiç kimsenin ortak koşulmasından razı olmaz. İster Allah'a yakın bir melek, isterse de gönderilmiş bir peygamber olsun fark etmez. Delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Mescitler Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına dua/ibadet etmeyin.) [Cin Suresi:18].
Üçüncüsü: Rasûl'e itaat edip Allah'ı birleyen kimsenin, en yakın akrabası bile olsa, Allah'a ve Rasûlü'ne düşmanlık edenleri dost edinmesi caiz değildir.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları olsalar bile, Allah’a ve rasûlüne düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah, onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları Cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.) [Mücâdele Suresi: 22].
Bil ki -Allah seni O'na itaate yöneltsin- İbrahim -aleyhisselam-'ın dini olan Haniflik; dini yalnızca O'na has kılarak Allah'a ibadet etmendir. Allah bütün insanlara bunu emretmiş ve onları bunun için yaratmıştır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler, diye yarattım.) [Zâriyât Suresi: 56]. “Bana ibadet etmelerinin” manası: Beni birlemeleridir.
Allah'ın emrettiği en büyük emir tevhittir; o da Allah'ı ibadette birlemektir.
Yasakladığı en büyük şey şirktir. O da, O'nunla birlikte başkasına ibadet etmektir.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Yalnızca Allah’a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın...) [Nisâ Suresi: 36].
Eğer sana: "İnsanın bilmesi gereken üç esas nedir?" diye sorulursa;
De ki: Kulun Rabbini, dinini ve peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bilmesidir.
[Birinci Esas]
Sana “Rabbin kim?” diye sorulursa;
De ki: “Rabbim, nimetleri ile beni ve bütün âlemleri yetiştirip eğiten Allah'tır. O benim ilahımdır ve benim O'ndan başka hiçbir ilahım yoktur. Bunun delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.) [Fâtiha Suresi: 2]. Allah'ın dışındaki her şey âlemdir ve ben de o âlemin bir parçasıyım.
Sana “Rabbini ne ile tanıdın?” diye sorulursa;
De ki: Ayetleriyle (delil ve mucizeler) ve yarattıklarıyla.
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay O'nun varlığının delillerindendir.
O'nun yarattıklarından bazıları da şunlardır: Yedi kat gök ve içlerinde bulunanlar, yedi kat yer ve içlerinde bulunanlar ve bu ikisinin arasında bulunanlar.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (O’nun ayetlerinden (varlığının delillerinden) bir kısmı da gece ile gündüz, Güneş ve Ay'dır. Güneş'e de secde etmeyin, Ay'a da. Eğer yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız onları yaratan Allah’a secde edin.) [Fussilet Suresi: 37].
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz gökleri ve yeri altı günde yaratmış olan Rabbiniz Allah, sonrasında arşın üstüne yükselmiştir. Birbirlerini durmadan takip eden geceyi gündüze bürüyüp örter. Güneş, Ay ve yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmiştir. Dikkat edin! Yaratma da, emir de yalnızca O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!) [A'râf Suresi: 54].
Rab, mabut/kendisine ibadet edilendir. Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, böylece takva sahibi olur, sakınırsınız.) (O, sizin için yeryüzünü sizin için bir döşek göğü de bir bina kılan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak birtakım meyveler (ürünler) meydana getirendir. Öyleyse, bunları bile bile Allah’a şirk koşmayın.) [Bakara Suresi: 21-22].
İbn Kesîr -Allah Teâlâ ona rahmet eylesin- şöyle demiştir: ''Bu şeyleri yaratan, ibadet edilmeyi hak edendir.''
Allah’ın emrettiği ibadet çeşitleri şunlardır: İslâm, iman ve ihsan, ayrıca dua, havf (korku), recâ (ümit etme), tevekkül, rağbet (istekle yönelme), rahbet (korkuyla sakınma), huşû, haşyet(Allah'tan bilerek korkma), inâbe (Allah’a yönelip dönme), istiâne (yardım isteme), istiâze (Allah’a sığınma), istiğâse (Allah'tan medet umma), kurban kesme ve adak gibi ibadetler de vardır. Bütün bunlar ve Allah’ın emrettiği diğer ibadet çeşitlerinin tamamı yalnızca Allah Teâlâ içindir. Delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Mescitler Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına dua/ibadet etmeyin.) [Cin Suresi:18].
Kim bu ibadet çeşitlerinden birisini dahi Yüce Allah’tan başkasına sarf ederse, o kimse müşrik ve kâfir olur. Delili ise Allah Teâlâ’nın şu sözüdür: (Kim hakkında hiçbir delili bulunmaksızın Allah ile birlikte başka bir ilaha ibadet ederse onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kâfirler –hiç şüphesiz- kurtuluşa eremezler.) [Mü'minûn Suresi: 117].
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Dua ibadetin özüdür."
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Rabbiniz şöyle buyurdu: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Bana ibadet etmekten büyüklenenler, aşağılanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir.) [Mü'min/Gâfir Suresi: 60].
Havf'ın (korku) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (...Onlardan korkmayın, eğer Mümin iseniz, sadece benden korkun.) [Âl-i İmrân Suresi: 175].
Recâ'nın (ümit etme) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (...Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın!) [Kehf Suresi: 110].
Tevekkülün delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (...Ancak Allah’a tevekkül edin, eğer Mümin kimseler iseniz.) [Mâide Suresi: 23]. Allah Teâlâ'nın şu sözü: (...Kim Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter...) [Talâk Suresi: 3].
Rağbet, rahbet ve huşû'nun delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (... Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.) [Enbiyâ Suresi: 90].
Haşyetin (Allah'tan bilerek korkma) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (... Onlardan korkmayın, benden korkun...) [Mâide: 3].
İnâbe'nin (Allah’a yönelip dönme) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun...) [Zümer Suresi: 54].
İstiâne'nin (yardım isteme) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.) [Fatiha Suresi: 5] Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: ''Yardım dilediğinde yalnızca Allah'tan yardım dile.''
İstiâze'nin (Allah’a sığınma) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (De ki: Ben, sabahın Rabbine sığınırım.) [Felak Suresi: 1] ve (De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.) [Nâs Suresi: 1].
İstiğâse'nin (Allah'tan medet umma) delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da... duanıza karşılık vermişti. ) [Enfâl Suresi: 9].
Kurban kesmenin delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (De ki: “Benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.) O’nun hiçbir ortağı yoktur...) [En’am: 162-163]. Sünnetten Delili: «Allah'tan başkası adına kurban kesen kimseye Allah lanet etsin.»
Adak adamanın delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Onlar adakları yerine getirirler ve dehşeti her yanı kuşatan bir günden korkarlar.) [İnsan Suresi: 7].
[İkinci Esas]
İslam dinini delilleriyle bilmek: Allah'a tevhit ile teslim olmak, itaat ile O'na boyun eğmek, şirkten ve müşriklerden beri/uzak olmaktır.
Din, üç mertebedir: İslam, iman ve ihsandır.
Her bir mertebenin rükünleri vardır.
İslam'ın rükünleri beştir: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, ramazan orucunu tutmak ve Beytu'l-Haram'ı haccetmektir.
Şehadetin delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Allah'tan başka ilâh olmadığına ve işlerinin adalet üzere olduğuna Allah'ın kendisi, melekler ve ilim sahipleri şahitlik etmişlerdir. O’ndan başka (hak) ilah yoktur. O; Aziz'dir, Hakim'dir.) [Âl-i İmrân Suresi: 18].
Manası; Allah'tan başka hak ilah yoktur demektir.
“Lâ ilâhe”, Allah'tan başka tapınılan her şeyi reddetmektir.
“İllallah”, ibadeti yalnızca Allah için olduğunu ikrar etmektir.
Mülkünde ortağı olmadığı gibi, ibadetinde de ortağı yoktur.
Şehadeti açıklayan, Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Hani İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben sizin ibadet ettiklerinizden beriyim/uzağım. Ancak beni yaratan müstesna..) [Zuhruf Suresi: 26-27]. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.) [Âl-i İmrân Suresi: 64].
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet etmenin delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.) [Tevbe Suresi: 128].
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik etmenin manası: Emrettiği şeylerde ona itaat etmek, verdiği haberlerde onu tasdik etmek, yasakladığı ve men ettiği şeylerden sakınmak ve Allah'a ancak onun öğrettiği şekilde ibadet etmektir.
Namazın, zekâtın ve tevhidin tefsirinin delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na ibadet etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.) [Beyyine Suresi: 5].
Orucun delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı takva sahibi olursunuz diye size de farz kılındı.) [Bakara Suresi: 183].
Haccın delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Yoluna güç yetirebilenlerin (Kâbe'yi) haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerine (yüklediği) hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanımazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir.) [Âl-i İmrân Suresi: 97].
İkinci mertebe: İmandır; o, yetmiş küsur şubedir. En üst tabakası "Lâ ilahe illallah/Allah'tan başka hak ilah yoktur." demek, en alt tabakası ise eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.
İmanın rükünleri altıdır: Allah’a, meleklerine, kitaplarına, rasûllerine, ahiret gününe ve hayrı ve şerri ile kadere iman etmendir.
Bu altı rüknün delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenlerin yaptıklarıdır... ) [Bakara Suresi: 177].
Kaderin delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Biz her şeyi bir kaderle yarattık.) [Kamer Suresi: 49].
Üçüncü mertebe: İhsan'dır. Tek bir rüknü vardır: Allah’a, O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmesen de, şüphesiz O seni görmektedir.
İhsanın delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Şüphesiz Allah, korkup, sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.) [Nahl Suresi: 128].
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Sen, Azîz ve Rahîm olana tevekkül et. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler ile (secdeye) yatıp kalktığın zaman da görür.) [Şuarâ Suresi: 217-219].
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz...) [Yûnus Suresi: 61] Ayet.
Kaderin sünnetten delili, meşhur Cebrâîl hadisidir. Ömer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldi, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve: «Ey Muhammed!» dedi.
Bana İslam'ı anlat?
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «İslam; Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahitlik etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve yoluna güç yetirebilirsen Beytullah'ı haccetmendir.» Bu adam: «Doğru söyledin.» dedi. Biz de onun hem sorup hem de tasdik etmesine hayret ettik -
«Bana imandan haber ver?» dedi.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Allah’a, meleklerine, kitaplarına, rasûllerine, ahiret gününe, hayır ve şerri ile kadere iman etmendir.» dedi. Adam: «Doğru söyledin.» dedi.
Adam: "O halde bana ihsandan haber ver." dedi.
Peygamber -aleyhisselam- şöyle buyurdu: «Yüce Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremesen de O, seni görmektedir.»
Adam: "Öyleyse bana kıyametin ne zaman kopacağından haber ver.?" dedi.
Peygamber -aleyhisselam- «Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir.» diye buyurdu:
Adam: "O halde bana onun alametlerinden haber ver?" dedi.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cariyenin efendisini doğurması; yalın ayaklı, çıplak ve yoksul koyun çobanlarının, yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmendir.»
Adam kalkıp gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: « Ey Ömer! Soru soran kişi kimdi, biliyor musun?» diye buyurdu. Ben: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir", dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi.» diye buyurdu.
[Üçüncü Esas]
Peygamberin Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i tanımak: O, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Hâşim'dir. Hâşim, Kureyş’tendir. Kureyş de Araplar'dandır. Araplar da Halil İbrahim'in oğlu İsmail'in soyundandır. Salat ve selamın en faziletlisi İbrahim'in ve Peygamberimizin üzerine olsun.
Altmış üç yıl yaşamıştır. Bunun kırk yılı peygamberlikten önce, yirmi üç yılı da nebi ve rasûl olarak geçmiştir.
'İkra' ile nebi, 'Müddessir' ile rasûl kılınmıştır. Vatanı Mekke'dir.
Allah Teâlâ onu, şirkten sakındırmak ve tevhide davet etmekle görevlendirmiştir. Bunun delili de Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur: (Ey elbisesine bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini tekbir et (yücelt). Elbiseni de temizle. Pisliklerden de uzak dur! (Yaptığını) çok görerek minnet etme! Rabbin için sabret!) [Müddessir Suresi: 1-7].
Manası: (Kalk ve uyar!): Şirkten sakındırır ve tevhide davet eder.
(Rabbini tekbir et (yücelt). Yani: O'nu tevhid ile tazim et.
(Elbiseni de temizle) Yani, amellerini şirkten arındır.
(Pisliklerden de uzak dur!) Ayette geçen "er-Ruczu" ifadesi: Putlardır. Onları hecr etmek ise, onlardan ve ehlinden beri olup onları terk etmektir.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- on sene tevhide davet etti. On senenin ardından semaya yükseltildi ve kendisine beş vakit namaz farz kılındı. Mekke'de üç sene namaz kıldı ve bundan sonra Medine'ye hicret etmekle emrolundu.
Hicret: Şirk beldesinden İslam beldesine göç etmektir.
Hicret, bu ümmet üzerine şirk diyarından İslâm diyarına göç etmek olarak farz kılınmıştır ve Kıyamet kopuncaya kadar da devam edecektir.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Melekler, kendi nefislerine zulüm edenlerin canlarını aldıkları zaman onlara, “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” deyince, “Biz yeryüzünde zayıf bırakılmış kimselerdik” derler. Melekler de “Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” cevabını verirler. İşte onların varacakları yer Cehennem'dir. Orası pek de kötü dönülecek yerdir! Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır.) [Nisâ Suresi: 97-98].
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde, ancak bana ibadet edin.) [Ankebût Suresi: 56].
İmam Beğavî -rahimehullah- şöyle buyurmuştur: Bu ayetin nüzul sebebi, Mekke'de olup hicret etmeyen Müslümanlar hakkındadır. Yüce Allah onlara iman ismiyle seslenmiştir.
Hicretin sünnetten delili; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüdür: “Hicret, tövbe kesilinceye kadar sona ermez; tövbe de güneş batıdan doğuncaya kadar sona ermez.”
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye yerleşince; zekât, oruç, hac, ezan, cihat, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak gibi İslam şeriatının geri kalan hükümleri emredildi. Bu hal üzere on yıl devam etti.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat etti ancak dini bakidir. O, ne kadar hayır varsa ümmetine onu göstermiş, ne kadar şer varsa da ondan sakındırmıştır.
Onları yönlendirdiği hayır; tevhit ve Allah Teâlâ'nın sevip razı olduğu bütün şeylerdir.
Kendisinden sakındırdığı şer ise; şirk ve Allah Teâlâ'nın hoşlanmadığı ve razı olmadığı her şeydir.
Allah Teâlâ, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bütün insanlığa göndermiş ve ona itaati insanların ve cinlerin hepsine farz kılmıştır. Bunun delili Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim...) [A'râf Suresi: 158].
Allah, onunla dini kemâle erdirmiştir; delili de Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (...Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum...) [Mâide Suresi: 3].
Onun ölümünün delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da ölecekler. Sonra siz Kıyamet Günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız. 31) [Zümer Suresi: 30-31].
İnsanlar öldükleri zaman tekrar diriltilirler; delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.) [Tâ-Hâ Suresi: 55]. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah sizi bir bitki gibi topraktan bitirmiştir. Sonra sizi oraya geri döndürecek ve tekrar oradan çıkaracaktır.) [Nûh Suresi: 17-18].
Yeniden dirilişten sonra amellerinden hesaba çekilirler ve amellerinin karşılığı kendilerine verilir; delili de Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur: (...Kötülük edenleri yaptıkları sebebiyle cezalandıracak, iyilik edenleri de en iyisi ile ödüllendirecektir.) [Necm Suresi: 31].
Yeniden dirilişi yalanlayan kâfir olur; delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Kâfirler, tekrar dirilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: 'Hayır! Rabbime andolsun ki, tekrar diriltileceksiniz. Sonra da yaptıklarınız size haber verilecek. Bu, Allah’a çok kolaydır.) [Teğâbun Suresi: 7].
Allah bütün rasûlleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndermiştir. Delili de Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak rasûller gönderdik ki, rasûllerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın...) [Nisâ Suresi: 165].
Bunlardan ilki Nûh -aleyhisselam-'dır.
Onların sonuncusu, peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. O'ndan sonra peygamber gelmeyecektir. Bunun delili Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Muhammed, sizden herhangi birinin babası değildir. O, Allah’ın Rasûlü ve nebilerin sonuncusudur...) [Ahzâb Suresi: 40].
Rasûllerin ilkinin Nûh olduğunun delili; Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik...) [Nisâ Suresi: 163].
Allah Teâlâ, Nûh'tan Muhammed'e kadar her ümmete, yalnızca Allah'a ibadet etmelerini emreden ve onları tâğûta ibadetten nehyeden bir rasûl göndermiştir. Delili ise Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Andolsun biz, her ümmete, “Yalnızca Allah’a ibadet edin, tâğûttan kaçının” diye bir rasûl gönderdik...) [Nahl Suresi: 36].
Allah, bütün kullarına tağutu inkâr etmeyi ve Allah'a iman etmeyi farz kılmıştır.
İbnu'l Kayyim -Allah Teâlâ ona rahmet eylesin- şöyle demiştir: Tağutun anlamı şudur: Kulun sınırını aştığı her şeydir; ister kendisine ibadet edilen, ister kendisine uyulan, isterse kendisine itaat edilen şey olsun.
Tağutlar çoktur, başları ise beştir: İblis (Allah ona lanet etsin), kendisine ibadet edildiği hâlde bundan razı olan kimse, insanları kendisine ibadete çağıran kimse, gayb ilminden bir şey bildiğini iddia eden kimse ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen kimse.
Delili: Allah Teâlâ'nın şu sözüdür: (Dinde zorlama yoktur. Hak yol, bâtıl yoldan ayrılmıştır. Kim tağutu inkâr eder, Allah'a iman ederse kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir.) [Bakara Suresi: 256] İşte bu, "Lâ ilâhe illallah"ın anlamıdır. Hadiste ise şöyle buyrulmuştur: «İşin başı İslâm’dır, direği namazdır, zirvesi ise Allah yolunda cihattır.»
Allah en doğrusunu bilir.