المختصر المفيد للمسلم

المختصر المفيد للمسلم

MÜSLÜMAN İÇİN KISA, ÖZ VE FAYDALI BİLGİLER

Language: lang_tr
Prepared by:
Version: 1.0
Translations 45
Assamese Azerbaijani Bulgarian Bambara +41
Attachments 7
PDF
Audio
Video
+3

MÜSLÜMAN İÇİN KISA, ÖZ VE FAYDALI BİLGİLER

Bismillâhirrahmânirrahîm

Önsöz

Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selam, peygamber ve rasûllerin en şereflisi Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.

Bundan sonra:

Allah Teâlâ'nın insana bahşetmiş olduğu en büyük nimetlerden biri de İslam dini, bu dinde sebat etmek, hüküm ve kanunlarına göre amel etmektir. Müslüman bir şahsiyet bu kitaptan dinini doğru şekilde yaşamasını sağlayacak temel esasları öğrenir. Bu esaslar, büyük olan bu dinin temel özelliklerini ona açıklayan kısa ve öz bir üslupla sunulmuştur. Böylece kişi; Rabbi olan Allah Teâlâ’yı, dini olan İslam’ı ve Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’i daha iyi tanır ve bu sayede Allah Teâlâ'ya basiret ve ilim ile ibadet eder.

Kulların Yaratılmasındaki Hikmet

Allah Teâlâ, bizleri büyük bir hikmet için yaratmıştır. Bu da yalnızca O'na ibadet etmektir ve O'nun hiçbir ortağı yoktur. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler, diye yarattım.) [Zâriyât Suresi: 56] Yani; yalnızca O'na ibadet edip birlemeleri için yaratmıştır, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Bu dünyadaki bütün amellerimiz ve hedeflerimiz bu büyük gayenin etrafında döner. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Sizi, boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? * Gerçek hükümdar olan Allah yüksektedir, yücedir. O’ndan başka (hak) ilah yoktur. O, yüce Arş’ın Rabbidir.) [Mü'minûn Suresi: 115-116].

Rabbim Allah

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, böylece takva sahibi olur, sakınırsınız.) [Bakara Suresi: 21].

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (O Allah’tır ki, ondan başka hiçbir hak ilah yoktur.) [Haşr Suresi: 22].

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Her şeyi işiten ve gören O’dur.) [Şûrâ Suresi: 11].

Yüce Allah benim ve her şeyin Rabbidir. Mülkün sahibi, yaratan, rızık veren ve her şeyi idare edip yönetendir.

İbadeti tek başına hak eden O'dur. O'ndan başka Rab yoktur ve O'ndan başka hak ilah da yoktur.

Kendi nefsi için ispat ettiği ve Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için ispat ettiği en güzel isimler ve yüce sıfatlar O'nundur. Bu isim ve sıfatları mükemmellikte ve güzellikte kemale ulaşmıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Yüce Allah'ın Esmâü'l-Hüsnâ'sından (En Güzel İsimlerinden) Bazıları:

Er-Rezzâk, Er-Rahmân, El-Kadîr, El-Melik, Es-Semî', Es-Selâm, El-Basîr, El-Vekîl, El-Hâlık, El-Latîf, El-Kâfî, El-Ğafûr.

Er-Rezzâk: Kulların kalplerinin ve bedenlerinin yaşama ölçüsü olan rızıklarının sorumluluğunu elinde tutan.

Er-Rahmân: Her şeyi kapsayan yüce ve geniş rahmet sahibi olan.

El-Kadîr: Acziyetten, bezginlik ve yorgunluktan soyutlanmış tam bir kudret sahibi.

El-Melik: Yücelik, galip gelme ve idare edip yönetmek gibi sıfatlarla sıfatlanan. Her şeyin sahibi ve her şeyin üzerinde tasarruf da bulunan.

Es-Semî': Açık ve gizli duyulabilen her şeyi işiten. Kullarının dualarını ve yalvarmalarını işiten.

Es-Selâm: Bütün afet, eksiklik ve kusurlardan selamette olan.

El-Basîr: En ince ayrıntısına kadar her şeyi gözü ile görüp kuşatan, her şeyi en iyi şekilde idrak edip bilen ve gören, her şeyin gizlisine iç yüzüne muttali olan.

El-Vekîl: Yarattıklarının rızkına kefil olan, onların faydasına olan şeyleri yapan, dostlarını seven ve onların işlerini kolaylaştıran, onlar adına işleri yüklenen ve sorumluluğu üstlenen.

El-Hâlık: Varlıkları yaratan, geçmiş bir örneği olmadan yoktan var eden.

El-Latîf: Kullarına ikram eden lütufkâr, onlara rahmet eden ve istediklerini kullarına veren.

El-Kâfî: Kullarının ihtiyaç duyduğu her şeyi karşılayan, O'nun yardımının yeterli gelmesiyle diğerlerinin yardımına ihtiyaç duyulmayan, kendisiyle diğerlerinden müstağni olunan.

El-Ğafûr: Kullarını, işledikleri günahlarının şerrinden koruyan ve onları işledikleri günahlardan dolayı cezalandırmayan.

Peygamberim Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.) [Tevbe Suresi: 128].

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiyâ Suresi: 107].

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hidayet rehberi olarak gönderilen bir rahmettir:

O, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib b. Hâşim. Hâşim, Kureyş’tendir. Kureyş de Araplar'dandır.

Annesi: Âmine binti Vehb'dir. Sütannesi Halîme es-Sa'diyye'dir. On bir kadınla evlenmiştir. Vefat ettiğinde dokuz hanımı bulunmaktaydı.

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yedi çocuğu vardı. Bunlardan üçü erkek ve dördü kızdı. Erkek çocukları; Kâsım, Abdullah ve İbrahim'dir. Kız çocukları; Zeynep, Rukiye, Ümmü Külsûm ve Fâtıma'dır.

Emrettiği şeylerde Nebî -aleyhisselam-'a itaat etmek, verdiği haberlerde onu tasdik etmek, yasakladığı ve men ettiği şeylerden sakınmak, Allah Teâlâ'ya kendisinin meşru kıldığı şekilde ibadet etmek gerekir.

Onun ve kendisinden önce bütün peygamberlerin getirdiği mesaj; hiçbir ortağı olmayan Allah Teâlâ'ya ibadet etmeye davet etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere: “Şüphesiz, benden başka (hak) ilâh yoktur. Öyleyse yalnız bana ibadet edin!” diye vahyetmişizdir.) [Enbiyâ Suresi: 25].

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- rasûl ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Muhammed, sizin adamlarınızdan kimsenin babası değildir; fakat o Allah’ın Rasûlü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.) [Ahzâp Suresi: 40].

Allah Teâlâ; onu, İslam dini ile bütün insanlığa göndermiştir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Biz, seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.) [Sebe' Suresi: 28].

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in her Müslümanın üzerinde büyük hakları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Peygamberliğine, doğruluğuna, getirdiği büyük şeriatın masumluğuna, bu hususta ona itaat etmeye ve tabi olmaya iman etmek. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kendi hevasından konuşmaz. * (Size okuduğu) Kur'an, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.) [Necm Suresi: 3-4].

2- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmek, onun sevgisini, kişinin kendisinden, çocuğundan ve bütün mahlûkatın sevgisinden üstün kılmak farzdır. Bu sevgi, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yolundan gitmeyi, emrettiği şeylerde ona itaat etmeyi ve yasakladığı ve men ettiği şeylerden sakınmayı gerektirir.

3- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hürmet etmek, yardım etmek, ihtiram etmek ve saygı duymak farzdır.

4- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salât etmek; ona sena edip övmek, Yüce Allah'tan onun zikrini yüceltmesini, onun hürmet ve izzetini artırmasını istemektir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bana bir defa salât ve selâm getirirse, Yüce Allah da ona on defa salât eder.» Müslim rivayet etmiştir.

5- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’i sevmede aşırıya gitmek ve onu Allah’ın verdiği makamın üstüne çıkarmak yasaktır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapılmaması hususunda sert bir şekilde uyararak şöyle buyurmuştur: «Hristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı yücelttikleri gibi siz de beni yüceltmeyin. Övgüde aşırı gitmeyin. Ben ancak Allah'ın kuluyum. (Benim için) Allah'ın kulu ve elçisi deyiniz.» Buhârî rivayet etmiştir.

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Bazı Özellikleri:

Dürüstlük, merhamet, hoşgörü, sabır, cesaret, cömertlik, güzel ahlak, adalet, alçak gönüllülük.

Kur'an-ı Kerim, Rabbimin kelamıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.) [Nisâ Suresi: 174].

Kur'an-ı Kerim, Allah Teâlâ'nın hakiki manada konuştuğu kelamıdır. İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak ve onları dosdoğru yola iletmek için Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirmiştir. Kim, Kur'an-ı Kerim'i okursa büyük sevaplar elde eder. Kim onun gösterdiği yolda ilerlerse dosdoğru yolu tutmuş olur. Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: (Kim, Allah'ın kitabından bir harf okursa ona bir sevap (hasene) vardır. Sevap (hasene) ise on kat karşılığıyla verilir. (Elif, Lâm, Mim) bir harftir de­miyorum. Ancak Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim bir harftir.) Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir.

Allah Teâlâ bu kitabı tahrif ve değişimden korumuş ve Kıyamet'e kadar kalıcı bir mucize kılmıştır. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.) [Hicr Suresi: 9]. Kur'an-ı Kerim'in eksik veya tahrif olduğunu iddia eden kimse, Allah Teâlâ'yı ve Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yalanlamış ve İslam dininden çıkmış olur.

Kur'an-ı Kerim, önceki kitaplarda bulunan esasları kapsadığı gibi, ilâhî hakikatler ve nefis terbiyesine dair ahlâkî konularda daha fazla hükümler içermektedir. Bu kitap, önceki kitapların getirmiş olduğu bütün hakikatleri tasdik eden bir kitaptır. Bu zamanda Allah Teâlâ'nın katında Kur'an-ı Kerim'den başka, kendisine uyulan, takdis edilen, tilaveti ile ibadet edilen, kendisi ile amel edilmesi gereken başka bir kitap yoktur.

Dinim İslam

Dinin üç mertebesi vardır. Bunlar İslam, iman ve ihsandır.

Birinci Mertebe: İslam

Allah'a tevhid ile teslim olmak, O'nun emirlerini yerine getirmek, şirkten ve müşriklerden beri olmaktır.

İslam'ın Şartları

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İslam beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı vermek, ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir.» Hadis Muttefakun aleyhtir.

İslam'ın şartları, her Müslümana farz olan ibadetlerdir. Bir kimse bunların farz olduğuna iman edip yerine getirmedikçe, İslam'ı geçerli değildir. Çünkü İslam dini bu asıllar üzerine bina edilmiştir. Bundan dolayı İslam'ın rükünleri denilmiştir.

Bu şartlar şunlardır:

Birinci şart: Allah'tan Başka Hak İlah Olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın Rasûlü Olduğuna Şahitlik Etmek.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Öyleyse bil ki, Allah’tan başka (hak) ilah yoktur.) [Muhammed Suresi: 19].

Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.) [Tevbe Suresi: 128].

“Lâ ilâhe illallah" kelime-i şehadetin manası; Yüce Allah'tan başka hak ilah yoktur demektir.

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik etmek: Emrettiği şeylerde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat etmek, verdiği haberlerde onu tasdik etmek, yasakladığı ve men ettiği şeylerden sakınmak, Allah Teâlâ'ya, kendisinin meşru kıldığı şekilde ibadet etmektir.

İkinci şart: Namazı Dosdoğru Kılmak.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Namazı dosdoğru kılınız.) [Bakara Suresi: 110].

Namazı dosdoğru kılmak, Allah Teâlâ'nın bize meşru kıldığı ve Rasûlü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bize öğrettiği şekilde olur.

Üçüncü şart: Zekât Vermek.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Zekâtı verin.) [Bakara Suresi: 110].

Allah Teâlâ; zekâtı, Müslümanın imanının samimiyetini imtihan etmek, Rabbinin bahşetmiş olduğu mal vemülk nimetine şükretmesi, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmesi için farz kılmıştır.

Zekâtı vermek; hak edenlere vermekle gerçekleşmiş olur.

Zekât, elimizde bulunan malın belli bir miktara ulaşması ile farz olan bir haktır. Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de zikrettiği sekiz sınıfa verilir. Bunlar arasında fakirler ve yoksullar da bulunmaktadır.

Zekâtın verilmesinde; merhamet ve şefkat, Müslümanın ahlakını ve malını temizleme, fakir ve yoksulları razı etme ve Müslüman toplumunun bireyleri arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirme vardır. Bundan dolayı salih bir Müslüman, zekâtı, gönül hoşnutluğu ile verir ve diğer insanların mutlu olmasından memnun olur.

Altın, gümüş, para ve kazanç elde etmek için satışa sunulan ticari malların verilmesi gereken zekât miktarı %2,5'tur. Bu malın nisap miktarına ulaşmış olması ve üzerinden de bir hicri yılın geçmiş olma şartı vardır.

Aynı şekilde enâm (deve, büyükbaş ve koyun) gibi hayvanlara sahip olan kimseler, bu hayvanlar belli bir sayıya ulaştıklarında zekâtlarını vermeleri farz olur. Burada da sahibinin senenin büyük bir kısmında yem vermesi yerine hayvanların merada otlatma şartı vardır.

Rikâz/Define gibi yerden çıkan şeylerin zekâtını vermek farzdır. Rikâz/Define cahiliye döneminde kalma gömülerdir. Aynı şekilde nisap miktarına ulaşması durumunda araziden elde edilen ekin, meyve ve madenin de zekâtını vermek farzdır.

Dördüncü şart: Ramazan Orucunu Tutmak.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı takva sahibi olursunuz diye size de farz kılındı.) [Bakara Suresi: 110].

Ramazan: Hicri takvime göre dokuzuncu ay olup, Müslümanlar nazarında tazim edilen bir aydır. Senenin diğer aylarına göre ayrı bir yeri vardır. Bu ayın tamamında oruç tutmak İslam'ın beş şartından biridir.

Ramazan orucu: Mübarek ramazan ayının bütün günlerinde fecrin doğuşu/imsak vaktinden Güneş batana kadar yeme, içme, cinsel ilişkide bulunma ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durarak Allah Teâlâ'ya yapılan bir ibadettir.

Beşinci şart: Beytullah'ı Haccetmek.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kabe) haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.) [Âli İmran Suresi: 97].

Hac, yoluna güç yetirebilenler içindir ve ömürde bir kez farz kılınmıştır. Hac; Mekke-i Mükerreme'deki Beytullah ve diğer hac yapılan mekânlarda (Arafat, Müzdelife, Mina ) belirli ibadetleri, belirli zamanda yapmak için kutsal topraklara hac niyeti ile gitmektir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hac yapmış ve ondan önceki diğer peygamberler de yapmışlardır. Allah, İbrahim -aleyhisselam-'a haccı insanlar arasında ilan etmesini emretmiştir. Allah Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de bildirdiği gibi Yüce Allah şöyle buyurmuştur: (İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.) [Hac Suresi: 27].

İkinci Mertebe: İman

İman: Kesin olarak tasdik edip ikrar etmek, Yüce Allah'ın ve Rasûlünün bütün emrettiklerini tam olarak kabul edip bunlara iman etmek, zahirde ve batında teslim olmaktır. İman; kalbin tasdik etmesi, kalbin amellerini ve bedenin amellerini kapsayan itikattır. Dinin tamamını yaşamayı kapsar. İtaatler ile artar ve günahlar ile azalır.

İmanın Şartları

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, iman hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: «Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerri ile kadere iman etmendir.»

İmanın şartları; her Müslümana farz olan kalbî ibadetlerdir. Bunlara iman etmeyen ve gerektirdiği ile amel etmeyen bir kişinin Müslümanlığı geçerli olmaz. Bundan dolayı imanın şartları olarak isimlendirilmiştir. İmanın şartlarının İslam'ın şartlarından farkı: İslam'ın şartları; kelime-i şahadet, namaz ve zekât gibi azalar ile açıktan işlenen zahiri amellerdir. İmanın şartları ise; kişinin kalbi ile yerine getirmesi gereken kalbi amellerdir. Buna örnek olarak Yüce Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve rasûllerine iman etmek verilebilir.

Birinci şart: Yüce Allah'a İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Müminler, ancak Allah’a iman edenlerdir. [Nûr Suresi: 62].

Yüce Allah'ın varlığına iman eder, rububiyetinde, uluhiyetinde, isim ve sıfatlarında bir ve tek olduğuna itikat ederiz. Yüce Allah'a iman etmek şunları kapsar:

- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın varlığına iman etmek.

- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın rububiyetine iman etmek. O her şeyin sahibi, yaratıcısı, rızık vereni ve bütün işleri idare edip yönetenidir.

- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın uluhiyetine iman etmek. Yalnızca ibadet edilmeyi hak eden O'dur. Namaz, dua, kurban, yardım dileme, sığınma ve diğer bütün ibadetlerde O'nun ortağı yoktur.

- Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın kendisi için ispat ettiği ya da Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için ispat ettiği en güzel isim ve sıfatlarına iman etmek ve Yüce Allah'ın kendi nefsi için reddettiği ya da Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için reddettiği isim ve sıfatları reddetmektir. Yüce Allah'ın isim ve sıfatları mükemmellikte ve güzellikte en üst mertebeye ulaşmıştır. O'nun eşi benzeri yoktur. O, her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi hakkıyla görendir.

İkinci şart: Meleklere İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Hamt, göklerin ve yerin yaratıcısı ve melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz, Allah’ın her şeye gücü yeter. [Fâtır Suresi: 1].

Melekler âleminin gaybî bir alem olduğuna iman ederiz. Onlar Yüce Allah'ın nurdan yarattığı kullarıdır. Onları, kendisine itaatkâr ve boyun eğen kılmıştır.

Melekler azametli varlıklardır, onların sayısını ve gücünü ancak Allah Teâlâ kuşatıp bilir. Onlardan her birinin ismi, özellikleri ve Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiği özel görevleri vardır. Bunlardan biri Cebrâil -aleyhisselam-'dır. Allah Teâlâ'dan aldığı vahyi rasûllerine indirmekle görevlidir.

Üçüncü şart: Kitaplara İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Deyin ki: ''Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kûb ve torunlarına indirilene, Mûsâ ve Îsâ’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.'') [Bakara Suresi 136].

Allah Teâlâ'nın âlemlere hüccet ve amel edenlere doğru yol göstermesi için rasûllerine indirdiği kitaplara iman ederiz.

Bu rasûller, insanlara hikmeti öğretir ve onları arındırırlar.

Allah -Subhânehû ve Teâlâ-, Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bütün insanlara göndermiş, ona gönderdiği din ile önceki bütün dinleri nesh etmiştir. Kur'an-ı Kerim'i bütün semavî kitaplara hakim kılmış ve onları nesh etmiştir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'i her türlü tahrif ve değişiklikten koruma sorumluluğunu üstlenmiştir. Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.) [Hicr Suresi: 9]: Kur'an-ı Kerim, Allah Teâlâ'nın insanlığa gönderdiği son kitaptır. Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- rasûllerin sonuncusudur ve İslam dini, Yüce Allah'ın kıyamete kadar insanlar için razı olduğu tek dindir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz, Allah katında din İslam’dır.) [Âl-i İmrân Suresi: 19].

Allah Teâlâ'nın kitabında zikrettiği semavî kitaplar şunlardır:

Kur'an-ı Kerim: Yüce Allah'ın Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirdiği kitaptır.

Tevrat: Yüce Allah'ın Peygamberi Mûsâ -aleyhisselam-'a indirdiği kitaptır.

İncil: Yüce Allah'ın Peygamberi Îsa -aleyhisselam-'a indirdiği kitaptır.

Zebûr: Yüce Allah'ın Peygamberi Dâvûd -aleyhisselam-'a indirdiği kitaptır.

Suhuf İbrahim: Yüce Allah'ın Peygamberi İbrahim -aleyhisselam-'a indirdiği sahifelerdir.

Dördüncü şart: Rasûllere İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun biz, her ümmete, “Yalnızca Allah’a ibadet edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik.) [Nahl Suresi: 36].

Allah Teâlâ'nın kullarına gönderdiği rasûllere iman ederiz. Bu rasûllerin; kulları, hiçbir ortağı olmayan Yüce Allah'a ibadet etmeye ve Allah Teâlâ'dan başkasına ibadet etmeyi inkâr etmeye davet ettiklerine iman ederiz.

Peygamberlerin hepsi beşerdir, Yüce Allah'ın kulları olan erkeklerdir. Onlar doğru sözlü, sözleri tasdik edilmiş, takvalı ve güvenilir, doğru yolu gösteren rehberler ve kendileri de hak yol üzerinde olan kimselerdir. Yüce Allah doğruluklarına işaret eden mucizeler ile onları desteklemiştir. Yüce Allah'ın tebliğ etmelerini istediği bütün hususları eksiksiz ulaştırmışlardır. Peygamberlerin hepsi apaçık hak ve doğru yol üzerinde olan kimselerdir.

Dinin asıl meselelerinde en başta gelen peygamber ile en son gelen peygamberin davet ettikleri şey birdir. O da Allah -Azze ve Celle-'yi ibadette birlemek ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.

Beşinci şart: Ahiret Gününe İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah’tan başka hak ilah yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri elbette bir araya getirecektir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?) [Nisâ Suresi: 87].

Biz, kendisinden sonra başka bir gün olmayan Ahiret/Kıyamet gününe ve o gün ile alakalı Rabbimiz -Azze ve Celle-'nin kitabı Kur'an-ı Kerim'de haber verdiği ya da Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Yüce Allah'tan bize aktardığı insanların ölümü, kabirden çıkıp yeniden diriliş, şefaat, mizan, hesap, Cennet, Cehennem ve Ahiret Günü ile alakalı diğer hususların hepsine iman ederiz.

Altıncı şart: Hayır ve Şerri ile Kadere İman.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Biz her şeyi bir kaderle yarattık.) [Kamer Suresi: 49].

Hayrı ve şerri ile kadere iman ederiz. O da Yüce Allah'ın ezelî ilmi ve hikmeti gereği olacak olan her şeyi takdir etmesidir. Bu dünyada yaratılmışların başına gelen her şey, hiçbir ortağı olmayan Allah -Subhânehû ve Teâlâ-'nın ilmi, kudreti ve yönetmesiyledir. İnsan yaratılmadan önce kaderlerde olan her şey yazılmıştır. İnsanın da bir iradesi ve dilemesi vardır. Muhakkak ki fiillerini/eylemlerini hakiki manada yapan odur. Ancak bunların hepsi Yüce Allah'ın ilminin, irade ve dilemesinin dışına çıkmaz.

Kadere iman şu dört mertebeyi içerir:

Birincisi: Yüce Allah'ın kapsamlı kuşatıcı ilmine iman.

İkincisi: Yüce Allah'ın kıyamete kadar olacak olan her şeyi yazdığına iman.

Üçüncüsü: Yüce Allah’ın her şeyi kuşatan geçerli iradesine ve eksiksiz kudretine iman. Bundan dolayı Allah Teâlâ bir şeyin olmasını dilerse, o şey dilediği anda olur; olmasını dilemediği bir şey ise ebediyen olmaz.

Dördüncüsü: Yüce Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğuna iman. Yaratmasında O'nun hiçbir ortağı yoktur.

Üçüncü Mertebe: İhsan

İhsan: Yüce Allah’ı görüyormuşçasına O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremesen de O seni görmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz Allah; korkup, sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.) [Nahl Suresi: 128].

Taharet

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz Allah, çokça tövbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever.) [Bakara Suresi: 22].

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, benim bu aldığım abdest gibi abdest alır, sonra içinden (dünyevî) bir şey geçirmeksizin iki rekât namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahla­rını bağışlar.» Buhârî rivayet etmiştir.

Namazın çok önemli olmasının nedenlerinden birisi de, Yüce Allah'ın, öncesinde abdest almayı meşru kılmış olması ve namazın geçerli olması için abdesti sıhhat şartı olarak belirlemesidir. Bu yüzden taharet, namazın anahtarıdır. Onun faziletini idrak etmek, kalbi namazı eda etmeye istekli kılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdülillah" mizanı doldurur. "Subhânallah" ve "Elhamdulillah" ise göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur-. Namaz nurdur. Sadaka burhandır. Sabır ışıktır. Kur’an, senin lehine yahut aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin (güne başlarken) nefislerini satarlar; kimi onu azat eder (kurtarır), kimi de helâk eder.» Müslim rivayet etmiştir.

Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim abdest alır ve bunu güzelce yaparsa, günahları bedeninden tırnak diplerine varıncaya kadar akıp çıkar.» Müslim rivayet etmiştir.

Böylece kul, hissî olarak abdest alıp arınarak, manevî olarak da bu ibadeti eda ederek, Allah Teâlâ'ya karşı ihlasla ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uyarak Rabbine yönelir.

Abdest Almanın Farz Olduğu Yerler:

1- Namaz kılmak için. İster farz, ister nafile olsun fark etmez.

2- Kâbe'yi tavaf etmek için.

3- Kur'an-ı Kerim'e dokunmak için.

Gusül ve abdesti tahûr/temiz olan su ile alırım:

Tahûr olan su: Gökyüzünden yağan, yerden çıkan ve yaratılış özellikleri üzerinde kalan her su için kullanılır. Suyun tahûr kalabilmesi için, rengi, tadı ve kokusunu değiştirecek bir maddeyle karışmamış olması gerekir.

Abdest

Birinci adım: Niyet etmektir. Bunun yeri kalptir ve niyetin manası; kalbin, Allah Teâlâ'ya yaklaşmak için ibadet etmeye kararlı olmasıdır.

İkinci adım: Bismillah deriz.

Üçüncü adım: Ellerimizi üç kez yıkarız.

Dördüncü adım: Üç defa mazmaza yaparız.

Mazmaza: Suyu ağza alıp çalkalamak, sonra çıkarmaktır.

Beşinci adım: Üç defa istinşak sonra da istinsar yaparız. İstinşak, suyu burundan genze çekmektir.

İstinsar: Çekilen suyun sümkürerek burnun içindekilerin dışarı çıkarılıp atılmasıdır.

Altıncı adım: Üç defa yüzümüzü yıkarız.

Yüzün sınırı:

Yüz, bir kişi ile karşı karşıya gelmeyi sağlayan kısımdır.

Yüzün enlemesine sınırı, bir kulaktan diğer kulağa kadarki kısımdır.

Yüzün uzunlamasına sınırı, saçın başlangıcından çenenin alt kısmına kadardır.

Yüzde seyrek bulunan kılların yer aldığı kısımların da yıkanması, yüz kapsamında değerlendirilir. Favori ile kulak arasındaki beyaz kısmın da yıkanması gerekir.

Beyaz olan kısım: kulak memesi ile favoriler arasında kalan tüysüz kısımdır.

Favori, elmacık kemiği üzerinde kulak hizasında bulunan ve saç ile sakal arasında yer alan kıllardır.

Aynı şekilde gür sakalların görünen ve aşağı doğru uzayan kısmı da yüzde yıkanması gereken yerlerdendir.

Yedinci adım: Üç kere parmak uçlarından başlayarak dirseklere kadar kollarımızı yıkarız.

Dirsekler de kollarda yıkanması farz olan yerler kapsamına girmektedir.

Sekizinci adım: Bir kez iki elimizle başın tamamını mesh ederiz. Sonra iki kulağımızı mesh ederiz.

İki elimizi başımızın ön tarafından ensemize kadar götürür sonra da başladığımız yere kadar geri getiririz.

Kulakları mesh ederken işaret parmaklarımızı kulaklarımızın içine sokar, başparmaklar ile de kulağımızın dışını mesh ederiz. Böylece kulaklarımızın hem içini hem de dışını mesh etmiş oluruz.

Dokuzuncu adım: Ayakları üç kere parmak uçlarından başlayarak aşık kemikleri ile beraber yıkarız. Ayaklarda yıkanması farz olan yerler kapsamına aşık kemikleri de girmektedir.

İki aşık kemiği: Ayağın iki yanında bulunan çıkıntılı kemiklerin isimleridir.

Onuncu adım: Abdest aldıktan sonra bir Müslümanın "Eşhedu en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve rasûluh. Allâhummec’alnî mine’t-tevvâbîne vec’alnî mine’l-mutetahhirîn" demesi sünnettir. Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden kim güzelce abdest alır, sonra da: “Allah'tan başka hak ilah olmadığına, O'nun bir olduğuna ve ortağının bulunmadığına, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun kulu ve rasûlü olduğuna şahitlik ederim, Allah'ım! Beni çokça tövbe edenlerden ve (günah ve pisliklerden) temizlenenlerden kıl" derse, kendisine Cennet'in sekiz kapısı da açılır. Hangisinden isterse oradan Cennet'e girer.» Tirmizî rivayet etmiştir.

Abdesti Bozan Hususlar:

1- Sebileyn'den (idrar ve dışkı yolu) idrar, gaita (dışkı), gaz çıkarma, meni, mezi gibi çıkan şeyler.

2- Delilik, sarhoşluk, bayılma ve derin uykuya dalarak aklın baştan gitmesi.

3- Cünüplük, hayız ve lohusalık gibi gusül gerektiren şeyler.

Bir kimse tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra o mahaldeki necaseti temizlemesi farzdır. Bu ya temiz (tahur) su ile olur ki bu daha faziletlidir; ya da su dışında necaseti gideren taş, yaprak, bez ve benzeri şeylerle olur. Bu temizleme işlemi üç ya da daha fazla temiz mübah olan şeylerle o bölgenin tertemiz olacak şekilde silinmesi gerekir.

Mestler ve Çoraplar Üzerine Mesh Etmek

Mestler veya çoraplar giyildiği takdirde, ayakları yıkamaya gerek kalmadan onların üzerine mesh edilebilir. Bunun bazı şartları vardır:

1- Tam bir şekilde büyük ve küçük hadesten temizlendikten sonra giyilmiş olmaları gerekir.

2- Giyilen şeyin temiz olup, necis olmaması gerekir.

3- Üzerlerine yapılan meshin belirlenen müddet içinde yapılması gerekir.

4- Giyilen meshlerin helal olması, çalınmış ya da gasp edilmiş olmaması gerekir.

Mestler: İnce deriden ve benzeri şeylerden yapılmış ayağa giyilen şeydir. Ayağı örten ayakkabıya benzer. Çoraplar ise; kumaş ve benzeri şeylerden yapılmış ayağa giyilen şeydir. Bugün giyilen çoraplara benzer.

Mestler üzerine mesh etmenin hikmeti, mest veya çorapları çıkarıp ayakları yıkamanın zor geldiği durumlarda, özellikle kış zamanında, şiddetli soğukta ve yolculukta Müslümanlara kolaylık ve hafiflik sağlamaktır.

Mestler üzerine mesh etmenin süresi: Mukim için bir gün ve gece (24 saat), yolculuk yapan için üç gün ve üç gecedir (72 saat).

Mestler üzerine mesh etmenin süresi; abdesti bozup, mestler ve çoraplar üzerine ilk mesh yapıldıktan sonra başlar.

Mestler ve çoraplar üzerine mesh etmenin şekli:

1- Eller ıslatılır.

2- Elin içiyle, (ayak parmak uçlarının üst kısmından başlayarak ayak bileklerine kadar) mesh edilir.

3- Sağ ayak sağ el ile, sol ayak ise sol el ile mesh edilir.

Meshi bozan hususlar: 1- Gusül almayı gerekli kılan haller. 2- Mesh etme süresinin sona ermesi.

Gusül

Erkek veya kadın cinsel ilişki yaşadı ise —meni gelmese bile— ya da uyanıkken şehvetle meni gelirse veya uykuda ihtilam olursa, namaz kılabilmeleri ve taharet gerektiren ibadetleri yapabilmeleri için gusül almaları farzdır. Aynı şekilde, kadın hayızdan ve lohusalıktan temizlenirse, namaz kılabilmesi ya da taharet gerektiren durumlar için gusül alması farzdır.

Guslün Alınma Şekli Şu Şekildedir:

Müslüman bir şahsiyet, gusül alırken ağzına ve burnuna su vermesiyle birlikte suyu bütün vücuduna ulaştırması gerekir. Eğer vücudunun tamamına suyu ulaştırırsa büyük hades/cünüplük durumu kalkarak gusül abdesti almış olur.

Bunun daha mükemmel bir şekli de vardır ki, o da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uyguladığı şekildir. Bu da şöyledir:

1- Cünüplüğü giderme kastı ile niyetin bulunması gerekir.

2- Besmele çekilir, eller üç kez yıkanır ve avret mahalli yıkanır.

3- Bir Müslümanın namaz kılmak için abdest aldığı gibi abdest alınır.

4- Baştan aşağı üç kez su dökülür ve saç diplerine ulaşması sağlanır.

5- Bütün bedene su ulaşacak şekilde yıkanır. Önce vücudun sağ tarafı sonra sol tarafı yıkanır. Suyun vücudun tamamına ulaşması için iki elle yıkanılan yer ovalanır.

Cünüp olan kimsenin gusül almadan önce yapması haram olan hususlar:

1- Namaz kılmak.

2- Kâbe'yi tavaf etmek.

3- Mescitte oturmak, oturmadan geçip gitmesi caizdir.

4- Kur'an-ı Kerim'e dokunmak.

5- Kur'an-ı Kerim'i okumak.

Teyemmüm Almak:

Müslüman, temizleneceği su bulamazsa veya hastalık ve benzeri durumlardan dolayı su olmasına rağmen kullanamıyor ve namaz vaktinin çıkmasından korkuyorsa toprak ile teyemmüm alabilir.

Teyemmüm şu şekilde alınır: İki elini bir kez yere vurur sonra elleri ile yüzünü ve sadece iki elinin üstünü mesh eder. Toprağın temiz olması şartı vardır.

Teyemmümü Bozan Hususlar:

1- Abdesti bozan her şey teyemmümü de bozar.

2- Bir ibadet için teyemmüm aldıktan sonra o ibadete başlamadan önce suyun bulunması.

Namaz

Yüce Allah, Müslümanlara bir gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır: Bunlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır.

Namaza Hazırlanmak

Namaz vakti girdiğinde, Müslüman küçük hadesten ve ihtiyaç halinde büyük hadesten temizlenmesi gerekir.

Büyük hades: Gusül almayı gerektiren her durumdur.

Küçük hades: Bir Müslümanın abdest almasını gerektiren her durumdur.

Müslüman, necaset bulunmayan temiz bir mekânda avret mahallini örterek temiz bir elbise ile namaz kılar.

Müslüman, namaz vaktinde uygun elbiselerle süslenir, bunlarla vücudunu örter ve bir erkeğin namaz kılarken göbek deliği ile diz kapağı arasını göstermesi caiz değildir.

Bir kadının namaz kılarken yüz ve elleri hariç bütün vücudunu örtmesi farzdır.

Müslüman, namaz kılarken namaza has sözler dışında konuşmaz, imamı dinler, sağa sola dönmez. Namaza has sözleri ezberlemekten aciz ise, namazı bitirene kadar Yüce Allah'ı zikreder ve tesbih eder. Namazın nasıl kılınacağını ve namazda okunacak şeyleri bir an önce öğrenmesi gerekir.

Allah'ın izniyle doğru bir şekilde namaz kılmamız için şu adımlara uymalıyız ve namaza özen göstermeliyiz:

1. Adım: Eda edeceğim farz namaz için niyet ederim. Niyetin yeri kalptir.

Abdest aldıktan sonra kıbleye yönelir ve güç yetirebiliyorsak ayakta namazı kılarım.

2. Adım: Ellerimizi omuzlarımızın hizasına kadar kaldırıp, namaza başlamaya niyet ederek (Allahu Ekber) derim.

3. Adım: Sünnette gelen istiftâh/başlangıç duasını okurum. Bunlardan bir tanesi Sübhâneke duasıdır: “Subhâneke âllahumme ve bi hamdik ve tebârakesmuk ve teâlâ cedduk ve lâ ilâhe ğayrûk." Manası: (Allah'ım! Seni hamdederek eksik ve noksan sıfatlardan tenzih ederim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka hak ilah yoktur.)

4. Adım: Kovulmuş Şeytan'ın şerrinden Yüce Allah'a sığınır ve şöyle derim: (Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm)

5. Adım: Her rekâtta Fâtiha Suresi'ni okurum. Bu sure: (Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. * O Rahmân'dır, Rahîm'dir. * Din/Hesap gününün sahibidir. * Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz. * Bizi doğru yola ilet. * Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapanların değil.)

Sonra (âmin) derim. Bu sözün manası: Allah'ım kabul et demektir.

Her namazda sadece birinci ve ikinci rekâtta Fâtiha Suresi'nden sonra Kur'an-ı Kerim'den kolayımıza gelen yerden okurum. Bu kıraat farz değildir, ancak okunmasında büyük sevap vardır.

6. Adım: (Allahu Ekber) diyerek rükû ederim. Rükûda sırtım dümdüz olana kadar eğilir ve ellerimi dizlerimin üzerine parmaklarım açık olacak şekilde koyarım. Sonra üç defa: “Sübhâne rabbiye'l-azîm” derim.

7. Adım: "Semiallahu li-men hamideh" diyerek rükûdan doğrulur ve ellerimi omuzlarımız hizasına kadar kaldırırım. Vücudum dümdüz olup doğrulduktan sonra "Rabbenâ leke'l-hamd" derim.

8. Adım: (Allahu Ekber) diyerek iki elim, dizlerim, ayaklarım, alnım ve burnum üzerine secde ederim. Secdemde üç defa “Sübhâne rabbiye'l-a'lâ” derim.

9. Adım: (Allahu Ekber) diyerek secdeden sırtım düz oluncaya kadar doğrulurum, sağ ayağı diker, sol ayağım üzerine otururum. Üç defa "Rabbiğfirlî" derim.

10. Adım: (Allahu Ekber) diyerek ilk secdede olduğu gibi ikinci kez secde ederim.

11. Adım: (Allahu Ekber) diyerek dimdik ayakta duruncaya kadar secdeden doğrulurum. İlk rekâtı kıldığım gibi namazın geri kalan diğer rekâtlarını da kılarım.

Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının ikinci rekâtın sonunda ilk teşehhüt duasını okumak için otururum ve o şöyledir: “et-Tahiyyâtu li’llâhi ve’s-salavâtu ve’t-tayyibât es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetu’llāhi ve berekâtuh es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdi’llâhi’s-sâlihîn eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluh.” Manası: «Bütün tazimler, ibadetler ve güzel sözler Allah'a mahsustur. Ey Peygamber! Sana selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. (Ey Rabbimiz!) Selâm bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hak ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve rasûlüdür.» Bu duayı okuduktan sonra üçüncü rekâta kalkarım.

Bütün namazların sonunda son teşehhüt duasını okumak için otururum ve o dua da şöyledir: “et-Tahiyyâtu li’llâhi ve’s-salavâtu ve’t-tayyibât es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetu’llāhi ve berekâtuh es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdi’llâhi’s-sâlihîn eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluh.” Manası: «Bütün tazimler, ibadetler ve güzel sözler Allah'a mahsustur. Ey Peygamber! Sana selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. (Ey Rabbimiz!) Selâm bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hak ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve rasûlüdür.» "Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd." Manası: Allah'ım! İbrahim’i ve İbrahim’in ailesini meleklerinin yanında methettiğin gibi, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ailesini de meleklerinin yanında methet. Şüphesiz sen çok övülensin, şeref sahibisin. "Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd." Manası: Allah'ım! İbrahim’i ve İbrahim’in ailesini mübarek kıldığın gibi, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ailesini de mübarek kıl. Şüphesiz sen çok övülensin, şeref sahibisin.)

12. Adım: Daha sonra sağ tarafıma selam vererek ‘Esselâmu aleykum ve rahmetullah’ derim, ardından sol tarafıma selam vererek yine ‘Esselâmu aleykum ve rahmetullah’ derim. Bunu namazdan çıkma niyetiyle yaparım ve bu şekilde namazımı eda etmiş olurum.

Müslüman Kadının Örtüsü

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey Nebî zevcelerine, kızlarına ve Müminlerin hanımlarına de ki: “Cilbâblarını üzerlerine giysinler.” Bu onların tanınıp, incitilmemeleri için daha uygundur. Allah; çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.) [Ahzâb Suresi: 59].

Yüce Allah, Müslüman kadına, yaşadığı ülkede İslam'a uygun giyilen elbiseleri giyerek, mahremi olmayan erkeklerin yanında, avret yerlerini ve vücudunun tamamını örtmesini farz kılmıştır. Kocası ve mahremi olan kimselerin dışında örtüsünü çıkarması haramdır. Mahremleri; Müslüman bir kadının ebedî olarak evlenmesine izin verilmeyen kimselerdir. Bunlar; (babası ve yukarı doğru dedeleri (dede, dedenin babası), oğlu ve aşağı doğru torunları (torun, torunun oğlu), amcaları, dayıları, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğlu, kız kardeşinin oğlu, üvey babası, kocanın babası ve yukarı doğru kocasının dedeleri, kocasının başka hanımından olan çocukları ve aşağı doğru torunları, erkek süt kardeşi, süt annesinin kocası ve soyca haram olanlar süt yoluyla da haram olurlar.)

Müslüman kadın giydiği elbisede bazı kriterlere dikkat eder:

Birinci: Bütün bedeni örtmeli

İkinci: Mahremi olmayan erkeklerin bulundukları bir yerde süslenmek için giydiği bir elbise olmamalı.

Üçüncü: İçini gösteren şeffaf elbise olmamalı.

Dördüncü: Bol bir elbise olmalı ve vücut hatlarını belli etmemeli.

Beşinci: Mahremi olmayan erkeklerin yanından geçerken kokusunu alacakları güzel kokular sürünmüş olmamalı.

Altıncı: Erkeklerin elbisesine benzememeli.

Yedinci: Gayrimüslim kadınların bayram ve ibadetlerde giydiği elbiselere benzememeli.

Sekizinci: Şöhret -ilgi çeken- bir elbisesi olmamalı.

Mümin Şahsiyetin Özelliklerinden Bazıları

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Gerçek Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, ayetleri okunduğu zaman (bu), onların imanını artırır ve onlar ancak Rablerine tevekkül eden kimselerdir.) [Enfâl Suresi: 2]

- Doğru sözlüdür ve yalan konuşmaz.

- Verdiği söz ve vaadini yerine getirir.

- Anlaşmazlık anında çirkefleşmez.

- Emaneti sahibine geri verir.

- Kendi nefsi için sevdiği bir şeyi Müslüman kardeşi için de sever.

- Cömerttir.

- İnsanlara ihsanda bulunur.

- Akrabayı ziyaret eder.

- Yüce Allah'ın kaderine rıza gösterir, rahata kavuşunca O'na şükreder, sıkıntı ve zor zamanlarda sabreder.

- Haya sahibidir.

- Yaratılmışa karşı merhametlidir.

- Kalbi kin ve hasetten, azaları başkalarına karşı saldırganlıktan uzaktır.

- İnsanları affeder.

- Faiz yemez, faizle iş yapmaz.

- Zina etmez.

- İçki içmez.

- Komşularına ihsanda bulunur.

- Zulüm ve ihanet etmez.

- Hırsızlık yapmaz ve aldatmaz.

- Gayrimüslim olsalar bile ana babasına hürmetkârdır ve iyi işlerde (haram olmayan) onlara itaat eder.

- Çocuklarını üstün ahlak üzerine yetiştirir. Farz olan emirleri onlara emreder, kötü ahlak ve haram olan şeylerden onları alıkoyar.

- Gayrimüslimlerin dinî özelliklerinde veya kendilerine has bir alamet ve sembol hâline gelmiş âdetlerinde onlara benzemez.

- Günahları ve eksikliklerinden dolayı Yüce Allah'a tövbe eder ve bağışlanma diler.

Müslümanın İtikadındaki Önemli Kurallar

1- Rabbimiz Allah'tır, O'ndan başka hak ilah yoktur, O'ndan başka ne Rab ne de hak ilah vardır. O'nun eşi benzeri yoktur, O'nu aciz bırakacak yoktur. O, her şeyi hakkıyla işiten ve görendir.

2- Allah -Subhânehu ve Teâlâ- zatı ile semada, bütün mahlukatının üzerindedir ve onlardan ayrıdır. Onun yüceliği ve yüksekte oluşu mutlaktır. Zatı ile her şeyin üstünde, her şeyden yüce ve her şey O'na boyun eğmiştir. Allah -Subhânehu ve Teâlâ- her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.

3- Allah Teâlâ'nın kendi nefsi için ispat ettiği ya da Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için ispat ettiği isim ve sıfatları ispat ederiz. Yine Allah Teâlâ'nın kendi nefsi için reddettiği ya da Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için reddettiklerini reddederiz.

4- Allah Teâlâ duaları kabul eder, ihtiyaçları giderir, her şeyin sahibidir, O'ndan başkası kimse zarar ve fayda veremez, kul göz açıp kapayana kadar bile O'ndan müstağni kalamaz. Kulun dua, namaz, adak adamak, kurban kesmek, korku, ümit, tevekkül vb. gibi açık ve gizli ibadet çeşitlerinden herhangi birisini Allah Teâlâ'dan başkasına yapması haramdır. Kim, herhangi bir ibadeti Allah Teâlâ'dan başkasına yaparsa, şirk koşmuş olur.

5- Günahların en azametlisi ve büyüğü Yüce Allah'a şirk koşmaktır. Yüce Allah, şirk üzere ölen kimseye Cennet'i haram kılar ve onun varacağı yer Cehennem'dir. Şayet kul, şirkten tövbe etmeden ölürse Allah'ın affetmediği günahı işlemiş olur.

6- Kulun hakkında yazılmamış olan şey başına gelmez, takdir edilen de onu geçip başkasına gitmez. Müslümanın Allah Teâlâ'nın kaza ve kaderine iman etmesi ve takdir ettiklerinden razı olması gerekir. Her durumda Rabbine şükredip O'nu övmelidir.

7- Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en faziletlisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Kıyamet gününde ilk şefaat edecek ve şefaati ilk kabul edilecek olandır. Yüce Allah, İbrahim -aleyhisselam-'ı halil edindiği gibi Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'i de halil edinmiştir.

8- Kur'an-ı Kerim; mucizevî, sıhhatinde şüphe duyulmayan, tilaveti ile ibadet edilen, Allah Teâlâ'nın, Cebrâîl -aleyhisselam- vasıtasıyla Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, vahyettiği kitaptır. Allah Teâlâ tahrif ve değişimden bu kitabı korumuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.) [Hicr Suresi: 9].

9- Yüce Allah'a en yakın olanlar, O'na en çok itaat eden, O'nun dinine en çok uyanlardır. Arap'ın Acem'e, Acem'in Arap olmayana, beyazın siyaha, siyahın beyaza takvadan başka bir üstünlüğü yoktur. İnsanlar Âdem'dendir ve Âdem topraktandır. Allah -Subhânehu ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Allah katında en değerliniz, ondan en çok sakınanınız/takvalı olanınızdır.) [Hucurât Suresi: 13].

10- Müslüman; meleklerinin varlığına iman eder, onların Allah Teâlâ'nın nurdan yarattığı kullar olduklarına, Allah Teâlâ'nın yarattığı bir mahlukatı olduğuna iman eder. Bu meleklerden bazıları şunlardır: Cebrâîl vahiy getirmekle görevli melek, Mîkâîl yağmurla görevli melek, İsrâfîl sura üflemek ile görevli melek, ölüm meleği kulların canını almak ile görevli melektir.

11- Müslüman; kıyamet alametlerine, Deccal 'in çıkışına, Meryem oğlu Îsa -aleyhisselam-'ın ahir zamanda gökten ineceğine ve Güneş'in batıdan doğacağına iman eder.

12- Müslüman, hak eden kimseler için kabir azabının varlığına ve hak edenler için kabirde nimetinin olduğuna, Münker ve Nekir meleklerinin vefat eden kimseye kabrinde Rabbi, dini ve peygamberi hakkında sorguya çekeceğine, kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe ya da Cehennem çukurlarından bir çukur olduğuna iman eder.

13- Müslüman, Kıyamet Günü'nde yeniden dirilişe ve amellerin karşılığının tastamam verileceğine, Cennet ve Cehennem'in yaratılmış iki mahluk olduğuna ve fani olmayacağına iman eder.

14- Sihir, Allah’a karşı işlenmiş bir küfürdür. Onu öğrenmek de câiz değildir; kahin ve büyücülere gitmek de haramdır. Müslüman, ne bir kâhine ne de bir falcıya inanır. Müslüman, falcı ve müneccimlerin söylediğini tasdik etmez. Kim bunların söylediklerini tasdik ederse Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirileni inkâr etmiş olur.

15- Müslüman, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabını sever, onları sevenleri sever ve onlardan nefret edenlerden de nefret eder. Çünkü onların sevgisi din ve imandandır ve onlardan nefret etmek ise küfür ve nifaktandır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Ashabıma sövüp hakaret etmeyin.» Müslim rivayet etmiştir. Sahabeye söven, onlardan bir tanesinin değerini düşürecek sözlerde bulunan herkes sapkın bir bidatçidir.

16- Müslüman, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra hilâfetin sırasıyla şu şekilde olduğunu kabul eder: Ebû Bekir es-Sıddık -radıyallahu anh-'dır, ümmetin en faziletlisi ve önde gelenidir. Sonra Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh-'dır. Sonra Osman -radıyallahu anh-'dır. Son olarak da Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'dır. Onlar, Raşid Halifeler ve hidayet üzere olan imamlardır.

17- İbadetler tevkifidir; bu sebeple Allah Teâlâ’ya, ancak O’nun Kitabı’nda veya Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde sabit olduğu şekilde ibadet edilir. İnsanların Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefatından sonra uydurdukları ve onun yoluna uygun olmayan her ibadet ise reddedilmiş bir bidattir. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim, bizim işimizde/dinimizde onda olmayan bir şeyi ihdas ederse o ret olunmuştur.» Buhârî rivayet etmiştir.

18- İbadetlerin kabulü iki temel esasa bağlıdır. Bunlar ibadette Allah Teâlâ'ya karşı ihlaslı olmak ve ikincisi Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uygun hareket etmektir. O zaman ihlaslı bir şekilde Allah için yapılmayan ve sünnete uygun olmayan hiçbir ibadet kabul edilmez.

Mutluluğum dinim İslam'dadır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Erkek veya kadın, kim Mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.) [Nahl Suresi: 97].

Bir Müslüman'ın kalbine mutluluk, neşe ve rahatlık veren şeylerin başında Rabbi ile aracılar olmadan bir bağının olmasıdır. Hayatta olan ya da ölmüş hiçbir aracıya ya da putlara ihtiyacı yoktur. Nitekim Allah Teâlâ kitabı Kur'an-ı Kerim'de her daim kullarına yakın olduğunu, onları duyup dualarına icabet ettiğini haber vermiştir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Kullarım sana beni sorarlarsa; şüphe yok ki ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim davetime icabet etsinler ve bana iman etsinler ki, doğru yolda olsunlar.) [Bakara Suresi: 186]. Allah -Subhânehû ve Teâlâ-, bizlere, kendisine dua etmemizi emretmiş ve duayı, Müslümanın Rabbine yakınlaştığı en büyük ibadetlerden biri kılmıştır. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: (Rabbiniz şöyle dedi: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Bana ibadet etmekten büyüklenenler, aşağılanmış olarak Cehennem'e gireceklerdir.) [Mümin/Gâfir Suresi: 60]. Salih bir Müslüman, daima Rabbine muhtaçtır, O'nun huzurunda daima dua eder ve salih ibadetlerle O'na yaklaşır.

Allah Teâlâ, bizleri bu kâinatta boş yere yaratmadı, büyük bir hikmet için yarattı. O da hiçbir şeyi O'na ortak koşmadan yalnızca O'na ibadet etmektir. Bize, hayatımızın özel ve genel tüm yönlerini düzenleyen, ilahî ve kapsamlı bir din indirmiştir. Bu adil şeriat ile dinimiz, canımız, namusumuz, aklımız ve malımızı içeren hayatımızın olmazsa olmazlarını koruma altına alınmıştır. Kim dini emirlere uygun yaşar ve haramlardan kaçınırsa, hayatımızın olmazsa olmaz hususlarını korumuş ve hiç şüphesiz mutlu ve huzur içinde yaşamış olur.

Müslümanın Rabbi ile olan bağı derindir. Bu bağ; huzur, psikolojik rahatlık, sakinlik, güven, mutluluk, Rabbinin kulunun yanında olup yardım ettiği ve Mümin kulunu dost edindiği hissini uyandırır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.) [Bakara Suresi: 257].

Bu büyük bağ, bizi Rahman'a yaptığımız ibadetten zevk almaya, O'na kavuşmak için özlem duymaya ve imanın tadını hissederek mutluluk semalarında kalbin süzülmesine sevk eder.

İmanın tadını, salih ameller işleyen ve günahlardan sakınarak lezzetini alandan başkası tarif edemez. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: (Allah’ı Rab, İslam’ı din ve Muhammed’i peygamber olarak kabul eden kimse imanın tadını almıştır.) Müslim rivayet etmiştir.

Evet; bir kimse, her daim yaratıcısının önünde olduğunu hissederse, O'nu en güzel isimleri ve sıfatlarıyla tanırsa, O'nu görüyormuşçasına ibadet ederse, bu ibadeti Yüce Allah'tan başkasına yapmazsa, dünyada mutlu, güzel bir yaşam sürer ve ahirette de akıbeti güzel olur.

Hatta dünyada müminin başına gelen musibetler bile, yakıcı etkisini yakîn (kesin iman) serinliğiyle, Allah Teâlâ’nın kaderine razı olmakla, O’nun her türlü hükmüne—hayır ve şer görünen yönleriyle—hamd etmekle ve bunlara tam bir rıza göstermekle ortadan kalkar.

Bir Müslümanın saadet ve huzurunu arttırması için özen göstermesi gereken hususlardan biri de; Allah Teâlâ'yı çokça zikretmesi ve Kur'an-ı Kerim'i okumasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.) [Ra'd Suresi: 28]. Bir Müslüman Allah'ı ne kadar çok zikreder ve Kur'an okursa, Allah Teâlâ ile olan bağı o kadar artar, nefsi arınır ve imanı güçlenir.

Aynı şekilde bir Müslüman dinini sağlam kaynaklardan öğrenmeye çalışmalıdır ki, Allah Teâlâ'ya basiret/ilim ile ibadet edebilsin. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İlim talep etmek, her Müslüman üzerine farz kılınmıştır.» İbn Mâce rivayet etmiştir. Kulun kendisini yaratan Allah Teâlâ'nın emirlerine, hikmetini bilse de bilmese de boyun eğip teslim olmalıdır. Allah Teâlâ yüce kitabında şöyle buyurmuştur: (Allah ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir Mümin erkek ve hiçbir Mümin kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim, Allah'a ve Rasûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.) [Ahzâb Suresi: 36].

Yüce Allah'ın salâtı, selamı Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.