العقيدة الصحيحة
Doğru İnanç
Doğru İnanç
Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî Dini İşler Başkanlığı Bilim Kurulu
Bismillâhirrahmânirrahîm
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Şahitlik ederim ki Allah'tan başka hak ilah yoktur ve O'nun ortağı da yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- O'nun kulu ve Rasûlüdür. Allah'ın salatı ve selamı onun, ailesinin, ashabının ve kıyamet gününe kadar onlara güzel bir şekilde uyanların üzerine olsun.
Bundan sonra;
Allah Teâlâ, bizleri bu dünya hayatında yüce ve asil bir gaye için yoktan var etmiştir; o da yalnızca Allah Subhânehû ve Teâlâ'ya ibadet etmek ve O'nun her şeyde (Rab olmada, yaratmada, rızık vermede vb.) bir olduğunu ikrar etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler, diye yarattım. 56 Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum. 57 Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.58) [Zâriyât Suresi: 56-58. Ayetler].
İşte bu, Allah'ın yaratmasının, kitapları indirmesinin, elçileri göndermesinin, Cennet'i ve Cehennem'i yaratmasının ve insanları iki gruba ayırmasının amacıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Bir grup Cennet'te, bir grup ise Cehennem 'dedir.) [Şûrâ Suresi: 7. Ayet].
- Tevhid, dinin aslıdır; Allah, öncekilerden ve sonra gelenlerden başka bir dini kabul etmez. Tevhid, Kur'an'ın sırrı ve imanın özüdür.
- Tevhid, İslam dinidir, iman ve hidayettir, takva ve iyiliktir.
Allah, tevhide İslam adını vermiştir, Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz, Allah katında tek din İslam’dır...) {Âl-i İmrân Suresi:19. Ayet} Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bu) ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır. 85) [Âl-i İmrân Suresi: 85. Ayet].
Tevhidi iman olarak isimlendirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine iman ediniz...) [Nisâ Suresi: 136. Ayet], Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Deyin ki: ''Biz Allah’a, bize indirilene... iman ettik'') [Bakara Suresi 136. Ayet]
Yüce Allah tevhidi; hidayet olarak isimlendirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Oysa, onlara Rableri tarafından hidayet/yol gösterici gelmiştir.) [Necm Suresi: 23. Ayet]
Tevhidi takva olarak da isimlendirmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey iman edenler! Allah’tan sakının...) [Bakara Suresi: 278. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının...) [Nisâ Suresi: 1. Ayet]
Tevhidi iyilik olarak da isimlendirmiştir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (...Fakat iyilik Allah’a, ahiret gününe iman eden...) [Bakara Suresi: 177. Ayet]
- Allah Teâlâ'yı şehadet ederek birlemek, kulun İslam'a girmesinin ilk adımıdır, şöyle der: Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın rasûlü olduğuna şahitlik ederim.
- Allah Teâlâ bütün rasûlleri tevhid ile göndermiş ve şöyle buyurmuştur: (Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere: “Şüphesiz, benden başka (hak) ilâh yoktur. Öyleyse yalnız bana ibadet edin!” diye vahyetmişizdir.25) [Enbiyâ Suresi: 25. Ayet], Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun biz, her ümmete, “Yalnızca Allah’a ibadet edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik...) [Nahl Suresi: 36. Ayet]. Nuh -aleyhisselâm- kavmine şöyle demişti: (...Allah’a ibadet edin. Sizin O'ndan başka bir ilahınız yoktur...) [A'râf Suresi: 59. Ayet] Hûd, Sâlih, Şuayb ve diğer peygamberler de kavimlerine bunu demişlerdi.
- Tevhid, Allah'ın değerli rasullerine vahyidir, Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (Allah, “Benden başka hak ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” hükmünü bildirmeleri için kullarından dilediğine, emri uyarınca vahyi taşıyan melekler indirir.2) [Nahl Suresi: 2. Ayet]
Ayette geçen ruh ifadesi vahiy anlamına gelmektedir, nübüvvet olarak da tefsir edilmiştir.
- Allah Teâlâ, Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- için bunu ölümüne kadar zorunlu kılmıştır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Sana yakin/ölüm gelene kadar Rabbine ibadet et! 99) [Hicr Suresi: 99. Ayet].
- Tevhid, salih amelin başı ve amellerin kabul şartıdır: Allah -Subhânehû ve Teâlâ-, bir ameli veya ibadeti ancak ancak şu iki şart bulunursa kabul eder. Sadece Allah’a ihlâs ile yapılması ve şeriata uygun olup ona tabi olunmasıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın!) [Kehf Suresi: 110. Ayet]
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: Ben şirk konusunda kendisine ortak koşulanların şirkten en uzak olanıyım. Kim, bir amel işler de amelinde bana başkasını ortak koşarsa, onu ve şirkini terk ederim.» Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
- Tevhid ile bağlantısı olmayan her amel değersizdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (İşte onlar, rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır. Bu sebeple biz kıyamet gününde onların (dünyadaki) amellerine değer vermeyiz. 105) [Kehf Suresi: 105. Ayet].
- Tevhid, Allah Azze ve Celle’nin kullarına farz kıldığı haktır. Onu ihlasla yerine getirenler kurtuluşa ererler, ona (tevhide) şirk karıştıranlar ise helak olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer şirk koşarsan, yaptıkların boşa gider ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun. 65) [Zümer Suresi: 65. Ayet].
Muâz -radıyallahu anh-'ın hadisinde: «Yüce Allah'ın kulları üzerindeki hakkı; yalnızca O'na ibadet etmeleri ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, O'na şirk koşmayanlara azap etmemesidir.» Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.
- Tevhid, günahlara ve hatalara kefaret olur. Kutsi hadiste şöyle buyrulmuştur: «Ey Âdemoğlu! Eğer bana, yeryüzü dolusu günahlarla gelsen, sonra bana hiçbir şeyi ortak koşmadan benim huzuruma çıksan, ben de sana yeryüzü dolusu bağışlama ile gelirim.» Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir; el-Elbânî, senet dışı destekleyici rivayetlerden dolayı hasen olarak değerlendirmiştir.
- Tevhit, Cennet'in kapısıdır ve hiç kimse o kapıdan girmeden cennete giremez. Kim Allah'a ortak koşarsa, bu kapıyı kapatmış olur, nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona Cennet'i haram kılar, onun yeri Cehennem olur...) [Mâide Suresi: 72. Ayet].
Şirk, Allah Teâlâ tarafından asla affedilmez, kim şirk üzerine ölürse Allah onu affetmez. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: (Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz, bunun dışındakileri dilediği kimse için bağışlar...) [Nisâ Suresi: 48. Ayet].
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kim, Allah'ın karşısına O'na hiçbir şeyi şirk koşmadan çıkarsa Cennet'e girer. Kim de şirk koşarak Allah'ın karşısına çıkarsa o, Cehennem'e girer.» Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
- Tevhid, kalpte hardal tanesi kadar dahi olsa, sahibini Cehennem 'de ebedi kalmaktan alıkoyar. Hadiste şöyle gelmektedir: «Allah, O'nun yüzünü/rızasını arzulayarak; “Allahtan başka hak ilah yoktur.” diyen kimseye Cehennem'i haram kılmıştır.» Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.
- İhlas ile yerine getirilen tevhid, dünyada ve ahirette tam bir güven verir, Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: (İman edenler ve imanlarına zulüm (şirk) karıştırmayanlara gelince; işte güven onlar içindir, hidayete erenler de onlardır. 82) [En'âm Suresi: 82. Ayet].
- Tevhid ile Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şefaati elde edilir, zira hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kıyamet gününde şefaatimle insanların en mutlusu, kalbinden veya nefsinden ihlâsla “Lâ ilâhe illallah” diyen kimsedir.» Hadisi Buhârî rivayet etmiştir.
- Tevhid, bu kâinatın, canlı ve cansız her şeyin izlediği yoldur; hepsi Allah'a tevhid ile boyun eğer ve O'nu tesbih eder. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Yedi gök, yer ve onların içinde kim varsa O’nu tesbih eder. O’na hamt ederek, tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat, siz onların tesbihini anlayamazsınız. Şüphesiz O, Halim'dir, çokça mağfiret edendir. 44) [İsrâ Suresi: 44. Ayet].
Sonuç olarak... İmam İbnu'l Kayyim -rahimehullah- "Zâdü'l-Meâd" adlı eserinde şöyle demiştir: "Yeryüzü ve göklerin varlık sebebi olan kelime-i tevhid, tüm yaratılmışların yaratılma sebebidir. Allah Teâlâ, peygamberlerini bu kelime ile göndermiş, kitaplarını indirmiş ve şeriatlarını bu kelime ile meşru kılmıştır.
Bu kelime için teraziler kurulmuş, defterler açılmış, Cennet ve Cehennem çarşıları kurulmuştur. Bu kelime-i tevhid sebebiyle mahlûkat, Müminler ve kâfirler, iyiler ve kötüler olarak ayrılmıştır. Yaratılışın ve emrin, mükâfatın ve cezanın kaynağıdır. O, mahlukatın yaratıldığı hakikattir. Kulların sorgu-suali ve hesaba çekilmeleri onun ve hakkıyla yerine getirilmesinin üzerine olacaktır. Kelime-i tevhidi hakkıyla yaşama üzerine sevap ve ceza verilir. Kıble, tevhid üzerine belirlenmiş, ümmet onun üzerine tesis edilmiş, cihat kılıçları onun uğruna çekilmiştir. Bu, Allah'ın bütün kulları üzerindeki hakkıdır; İslam'ın kelimesi ve selam yurdunun anahtarıdır.
Bu dünyaya ilk olarak da son olarak da gelen herkes ondan sorguya çekilecek, hiçbir kul Allah'ın huzurunda iki şeyden hesaba çekilmeden bulunduğu yerden kıpırdayamayacaktır: Neye ibadet ettiniz? Peygamberlere ne cevap verdiniz? Birincisine cevap, “Lâ ilahe illallah” sözünü bilerek, kabul ederek ve uygulayarak gerçekleştirmektir. İkinci sorunun cevabı, 'Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın rasûlü olduğuna' dair bilgi, kabul, teslimiyet ve itaat ile gerçekleşir.
İmanın Şartı Altıdır:
Bil ki ey tevhid ehli Müslüman, iman altı şart üzerine bina edilmiştir ve bu şartlar olmadan iman tamamlanmaz. Eğer bu şartlardan biri eksik olursa, kişi asla Mümin olamaz; çünkü imanın şartlarından birini kaybetmiştir.
Bu şartlar, meşhur olan Cebrâîl -aleyhisselâm- hadisinde geldiği gibi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduğu zaman bildirilen şartlardır: «Bana imandan haber ver! dedi. O da: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere iman etmendir.» diye cevap vermiştir. Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Allah'a İman
Allah Teâlâ'nın rubûbiyetine; yani O'nun her şeyin Rabbi, yaratıcısı, sahibi ve bütün işlerin idare edicisi olduğuna iman ederiz.
Allah Teâlâ'nın uluhiyetine; yani, O'nun tek hak ilah olduğuna, Allah'tan başka hak mabut (kendisine ibadet edilen) olmadığına ve O'ndan başka ibadet edilen herşeyin batıl olduğuna iman ederiz.
İsimlerine ve sıfatlarına; yani, O'nun en güzel isimlere ve en yüce, mükemmel sıfatlara sahip olduğuna iman ederiz.
Bu hususta Allah Teâlâ'nın birliğine; yani, rubûbiyetinde, uluhiyetinde, isimlerinde ve sıfatlarında ortağı olmadığına iman ederiz.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin rabbidir. O halde O’na sabır ve sebatla ibadet et. O’nun adını almaya lâyık başka bir varlık biliyor musun? 65) [Meryem Suresi: 65. Ayet].
Allah -Subhânehû ve Teâlâ- şöyle buyurmuştur: (...O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Her şeyi işiten ve gören O’dur.) [Şûrâ Suresi: 11. Ayet].
Allah Teâlâ’nın arşının üzerinde istiva ettiğine, hallerimizi bildiğine, sözlerimizi işittiğine, fiillerimizi gördüğüne, işlerimizi yönettiğine iman ederiz. Fakire rızık verir, kırık gönülleri onarır, mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır, dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltır. Hayır O’nun elindedir ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Böyle olan Allah Teâlâ, Mümin kullarıyla ve dostlarıyla özel bir beraberlik içindedir; onlara yardım eder ve destek verir. Bunun yanı sıra, genel olarak ta bütün yarattıklarına ve onların hallerine vakıftır. Onların sözlerini işitir, kalplerinin derinliklerinde gizlediklerini ve daha fazlasını da hakkıyla bilir. O -Subhânehû ve Teâlâ- kendisi hakkında bildirdiği gibi arşının üzerindedir. (Rahman Arş'a istivâ etmiştir. 5) [Tâ-Hâ Suresi: 5. Ayet], Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın yüceliğine yaraşır bir şekilde: (...O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Her şeyi işiten ve gören O’dur.) [Şûrâ Suresi: 11. Ayet].
Allah Teâlâ'nın kendi nefsi için ispat ettiği ya da Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun için ispat ettiği isim ve sıfatların tümüne iman ederiz ve iki büyük tehlikeli tutumdan uzak dururuz; bunlar şunlardır:
Temsîl (Benzetme): Bir kimsenin kalbi veya dili ile Allah Teâlâ'nın sıfatlarını yaratılmışların sıfatlarına benzetmesidir.
Tekyîf: Bir kimsenin kalbiyle veya diliyle Allah Teâlâ'nın sıfatlarının keyfiyeti, niteliği şöyledir, böyledir demesidir.
Allah'ın kendisi hakkında nefyettiği (reddettiği) veya Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından nefyedilen her şeyin Allah hakkında var olmadığına iman ederiz. Bu nefyetme, zıddının kemalini ispat etmektedir. Allah, kendisi hakkında zulmü nefyetmiştir, bu da onun adaletinin kemalini ifade eder. Allah ve Rasûlü'nün sükût ettiği konularda biz de konuşmayız.
Meleklere İman
Allah Teâlâ'nın meleklerine iman ederiz ve onların: (Evlat diye niteledikleri) ...o melekler değerli kullardır. 26 Onun sözünün önüne geçmezler ve O'nun emri gereğince iş görürler. 27) [Enbiyâ Suresi: 26, 27. Ayetler].
Allah Teâlâ onları nurdan yarattı, O'na ibadet ettiler ve itaatine teslim oldular, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...O'na ibadet hususunda kibirlenmez ve yorulmazlar. 19 Gece ve gündüz durmaksızın O’nu tesbih ederler. 20) [Enbiyâ Suresi: 19-20. Ayetler].
Allah onları bizim için görünmez kılmıştır. Bu nedenle onları göremeyiz. Onları bazı kullarına göstermiştir.
Meleklerin kendilerine verilmiş görevleri olduğuna iman ederiz: Bu meleklerden biri, Cebrâil -aleyhisselam-'dır ve vahiy ile görevlidir; Allah katındaki bu vahyi, peygamberlerinden ve resullerinden dilediğine indirir.
Mîkâîl, yağmurun yağması ve bitkilerin yeşermesi ile görevlendirilmiş olan melektir.
Onlardan biri de İsrâfîl'dir, insanların öleceği ve dirileceği zaman sûra üflemekle görevlidir.
Onlardan biri, ölüm anında ruhların kabzedilmesiyle görevli olan ölüm meleğidir.
Onlardan biri de dağlarla görevli olan melektir.
Rahimlerdeki ceninler ile görevli melekler vardır. Âdemoğullarını korumakla görevli melekler vardır. Amellerin yazılmasıyla görevli melekler vardır. Her bir kimse için iki melek vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...sağ tarafta ve sol tarafta oturan 17 İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın. 18) [Kâf Suresi: 17-18. Ayetler].
Kimileri de, defni tamamlandıktan sonra ölüyü sorgulamakla görevli meleklerdir.
Kitaplara İman
Allah Teâlâ’nın, peygamberlerine kitaplar indirdiğine iman ederiz. Bu kitaplar, âlemlere bir delil, amel edenlere ise doğru yol gösterir. Onların hepsine iman etmek farzdır, birini inkâr etmek hepsini inkâr etmektir; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etmiştir, Müminler de! Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etmiş ve Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız. İşittik ve itaat ettik, demişlerdir. Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz, dönüş sanadır. 285) [Bakara Suresi: 285. Ayet].
Allah Teâlâ her rasûl ile birlikte bir kitap indirmiştir; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun ki, elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik...) [Hadîd Suresi: 25. Ayet].
Bu kitaplardan bazıları şunlardır:
Tevrat: Allah Teâlâ’nın Mûsâ -aleyhisselam-'a indirdiği ve İsrailoğullarının en büyük kitabıdır, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Doğrusu biz içinde bir hidayet ve bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik...) [Mâide Suresi: 44. Ayet]
İncil: Allah Teâlâ'nın İsâ -aleyhisselam-'a indirdiği, Tevrat'ı tasdik eden ve onu tamamlayan kitaptır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Onların ardından Meryem oğlu İsâ’yı kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat’ı tasdik eden ve muttakiler için yol gösterici ve bir öğüt olan İncil’i verdik. 46) [Mâide Suresi: 46. Ayet].
Zebûr: Allah Teâlâ'nın Dâvûd -aleyhisselam-'a verdiği kitaptır, Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Dâvud’a da Zebur’u verdik.) [İsrâ Suresi: 55. Ayet].
İbrahim ve Mûsâ -aleyhimesselam-'a indirilen sahifeler, Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır. 18) İbrahim’in ve Mûsâ’nın sahifelerinde. 19) [A'lâ Suresi: 18-19. Ayetler].
Kur'an-ı Kerim: Allah Teâlâ'nın, peygamberlerin sonuncusu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e indirdiği kitaptır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri...) [Bakara Suresi: 185. Ayet]. Önceki kitapları tasdik etmiş ve onların üzerinde üstün olarak gelmiştir; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (-Rasûlüm!- Sana Kur’an’ı kendisinden önceki kitapları tasdik edici ve onları denetleyici olarak hak ile indirdik... ) [Mâide Suresi: 48. Ayet].
Allah Teâlâ, onunla önceki bütün şeriatları nesh etmiş ve onu bozguncuların oyunlarından ve tahrif edenlerin sapmalarından koruma sorumluluğunu üstlenmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz. 9) [Hicr Suresi: 9. Ayet] Çünkü kıyamet gününe kadar bütün yaratılmışlara karşı bir hüccet olarak kalacaktır.
Daha önceki kitaplara gelince; onlar, kendilerini nesh eden bir kitabın inmesiyle sona erecek bir süre için gönderilmişlerdi. Allah, onların korunmasını âlimlerine ve rahiplerine bırakmış, fakat onlar bu kitapları koruyamamışlardır. Bu yüzden tahrif, ekleme ve eksiltme meydana gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Yahudilerin bir kısmı, kelimelerin oldukları anlamlarını tahrif ederek...) [Nisâ Suresi: 46. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satabilmek için: «Bu, Allah katındandır» diyenlerin vay haline! Vay ellerinin yazmış olduğundan dolayı başlarına geleceklere! Kazandıklarından dolayı vay onların haline! 79) [Nisâ Suresi: 79. Ayet].
Rasûllere İman
Allah Teâlâ'nın yarattıklarına insanlardan rasûller gönderdiğine iman ederiz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak rasûller gönderdik ki, rasûllerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Aziz'dir, Hakim'dir. 165) [Nisâ Suresi: 165. Ayet].
Kim bir peygamberi inkâr ederse, bütün rasûlleri inkâr etmiş olur. Çünkü bir rasûl ile diğer rasûl arasında fark yoktur; davetleri birdir ve o da yalnızca Allah'a ibadettir. Kim Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tüm insanlara olan risaletini inkâr ederse, bütün rasûlleri inkâr etmiş olur, hatta iman ettiğini iddia ettiği ve tâbi olduğunu söylediği rasûlü bile inkâr etmiş olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırmayız...) [Bakara Suresi: 285. Ayet] ve Başka bir ayette Allah Teâlâ şöyle de buyurmuştur: (...Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz...) [Bakara Suresi 136. Ayet.] Yani: Bilakis, hepsine iman ederiz ve Allah Teâlâ’nın şu buyruğunu düşün: (Nûh kavmi rasûlleri yalanladılar. 105) [Şuarâ Suresi: 105. Ayet] Böylece, Nûh'tan önce bir rasûl gelmemiş olmasına rağmen, onları bütün rasûl ve peygamberleri yalanlayan kimseler kılmıştır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah’ı ve rasullerini inkâr edenler, Allah ile rasullerinin arasını ayırmak isteyenler; "Bir kısmına iman eder; bir kısmını inkâr ederiz” diyerek (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isterler. 150 (İşte onlar, gerçekten kâfirdirler. Bu kâfirler için rezil edici bir azap hazırladık. 151 (Allah’a ve resûllerine iman edip, resûllerinden hiçbirinin arasında ayrım yapmayanlara ise, onlara mükâfatları verilecektir. Allah, bağışlayan, merhamet edendir. 151) [Nisâ Suresi: 150-152. Ayetler].
Rasûllerin ilkinin Nûh, sonuncularının ise Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- olduğuna iman ederiz: (Sana da vahyettik, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi...) [Nisâ Suresi: 163. Ayet].
Onların en faziletlisi Muhammed, sonra İbrahim, sonra Mûsâ, sonra Nûh ve Meryem oğlu İsâ'dır. Onlar, Allah Teâlâ'nın şu sözünde özel olarak belirtilenlerdir: (Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsâ’dan da. Evet biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık. 7) [Ahzâp Suresi: 7. Ayet].
Tüm resûllerin yaratılmış birer beşer olduğuna iman ederiz. Onların rablik özellikleri yoktur, hepsi Allah Teâlâ'nın kullarından birer kuldur. Allah Teâlâ onları risaletle şereflendirmiş ve kullukla nitelendirmiştir. Allah Teâlâ, resûllerin sonuncusu ve en faziletlisi olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle demesini emretmiştir: (De ki: “Ben kendim için Allah’ın (benim hakkımda) dilediğinden başka ne bir fayda sağlayabilirim, ne de bir zarar...) [A'râf Suresi: 188. Ayet].
Ahiret Gününe İman
Ahiret gününe iman ederiz. Bu, kendisinden sonra başka bir gün olmayan kıyamet günüdür. İnsanların ebedî olarak ya nimet yurdunda ya da elem verici azap yurdunda kalmak üzere diriltilecekleri gündür.
İsrafil Sûr'a ikinci kez üflediğinde, Allah Teâlâ'nın ölüleri yeniden dirilteceğine iman ederiz. (Sûr'a üflenir, böylece Allah'ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölür. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bekliyorlar. 68) [Zümer Suresi: 68. Ayet] İnsanlar kabirlerinden âlemlerin Rabbinin huzuruna, yalın ayak ayakkabıları olmadan, çırılçıplak elbiseleri olmadan, sünnetsiz olarak kalkarlar. (...Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaat olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.) [Enbiyâ Suresi: 104. Ayet].
Amel defterlerinin iman ehline sağdan, kâfirlere ise arkalarından soldan verileceğine iman ederiz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Her insanın boynuna amelini dolarız. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. 13 Kitabını oku! Bugün hesabını görücü olarak kendi kendine yetersin. 14) [İsrâ Suresi: 13-14. Ayet] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kitabı sağ eline verilecek kimseye gelince. 7 O kolay bir hesap ile hesaba çekilecek. 8 Ve o ailesine sevinçli dönecektir. 9 Kitabı arkasından verilecek kimseye gelince. 10 Artık o da yok olmayı dileyecektir. 11 Ve alevli ateşi boylayacaktır.12 ) [İnşikâk Suresi: 7-12. Ayetler].
Biz, kıyamet günü konulacak olan terazilere iman ederiz. Hiçbir nefis zulme uğramaz, nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. 47) [Enbiyâ Suresi: 47. Ayet]. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 102 Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir. (Çünkü onlar) ebedî olarak Cehennem'de kalacaklardır. 103) [Mü'minûn Suresi: 102-103. Ayetler].
Bizler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, mahlûkat arasında hükmün verilmesi ve Cennet ehlinin Cennet'e girmesi hususunda özel olan Şefâatu'l Uzmâ'ya iman ederiz. Ayrıca, Cehennem'e girmiş olan Müminlerin oradan çıkmaları için şefaatine de iman ederiz ki bu şefaat, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, diğer peygamberler, Müminler ve melekler için geçerlidir.
Havuza ve Cehennem üzerine kurulmuş Sırat Köprüsü'ne iman ederiz. İnsanlar, amellerine göre onun üzerinden geçeceklerdir.
Biz, o günün dehşetleri ve olayları hakkında kitap ve sünnette gelen tüm haberlere iman ederiz, Allah, o günün dehşetine karşı bizlere yardım etsin. Cennet ve Cehennem'in hâlihazırda var olduğuna ve sonsuza dek yok olmayacaklarına iman ederiz. Cennet, Allah Teâlâ'nın Mümin ve muttaki kulları için hazırladığı nimet yurdudur. Cehennem ise, Allah Teâlâ'nın kâfir ve zalimler için hazırladığı azap yurdudur. Allah Teâlâ, Firavun ailesinin kabirde ve ahiretteki azabı hakkında şöyle buyurmuştur: (...Firavun hanedanını ise kötü azap kuşattı. 45 Onlar sabah akşam o ateşe sunulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)! 46 [Gâfir/Mümin Suresi: 45-46]. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Andolsun ki biz onlara –belki dönerler diye- en büyük azaptan önce yakın azaptan mutlaka tattıracağız. 21) [Secde Suresi: 21. Ayet].
Mümin kimse, gayb ile ilgili meselelerde kitap ve sünnetten gelen her şeye iman etmeli ve bunları dünyada gözlemlenenlerle karşılaştırmamalıdır. Aralarındaki büyük fark sebebiyle ahiret işleri, dünya işleriyle kıyaslanamaz.
Hayrıyla ve Şerriyle Kadere İman
Hayrı ve şerri ile kadere iman ederiz. O da Allah Teâlâ'nın ezelî ilmi ve hikmeti gereği olacak olan her şeyi takdir etmesidir.
Kaderin dört mertebesi vardır:
İlim: Allah Teâlâ’nın her şeyi hakkıyla bildiğine iman ederiz. Allah Subhânehû ve Teâlâ olmuş olanı, olacak olanı ve nasıl olacağını bilir.
Yazı: Allah Teâlâ'nın Levh-i Mahfûz'da kıyamete kadar olacak olan her şeyi yazdığına iman ederiz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Bilmez misin ki Allah, gökte ve yerde olan her şeyi bilir. Şüphesiz ki bütün bunlar bir kitaptadır. Gerçekten bu Allah’a çok kolaydır. 70) [Hac Suresi: 70. Ayet].
İrade: Allah'ın dilemesi olmadan hiçbir şeyin olmayacağına iman ederiz; Allah'ın dilediği şey olur, dilemediği şey olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Rabbin, dilediğini yaratır ve dilediğini de seçer...) [Kasas Suresi: 86. Ayet]
Yaratılış: Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğuna iman ederiz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir. 62) Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur...) [Zümer Suresi: 62-63. Ayetler].
Kulların söylediği sözler, yaptığı fiiller veya terk edip yapmadıkları her şey Allah Teâlâ tarafından bilinir, O'nun katında yazılıdır. Allah Teâlâ bunları dilemiş ve yaratmıştır.
Ancak bununla birlikte biz, Allah Teâlâ'nın kuluna bir seçim hakkı ve kudret verdiğine iman ederiz. Bunlarla ameller işlenir; bu yüzden günahkârın, günahında Allah’ın kaderi mazeret olamaz; çünkü günahkâr, Allah Teâlâ'nın bunu kendisine takdir ettiğini bilmeden kendi seçimiyle günaha yönelir. Zira Allah’ın takdirini ise kimse, takdir edilen şey gerçekleşmeden bilemez. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: (...Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez...) [Lokman Suresi: 34. Ayet].
Allah Teâlâ'dan bizleri ilim ve amelde muvaffak kılmasını, bize faydalı olanı öğretmesini, öğrettikleriyle faydalandırmasını, ilmimizi artırmasını, dinimizi yaşamada bizleri muhafaza etmesini, salih amellerimizi kabul etmesini ve bizleri hatalardan korumasını dileriz. Âmin.
Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Yüce Allah'ın salat ve selamı Peygamber Efendimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ailesinin ve bütün ashabının üzerine olsun.